Header Ads

Kurban Etmenin Bayramı Olur mu?


- RENGİN ARSLAN -
Dünya yalanlarla dolu, malumumuz. Öyle ki yalanlardan müteşekkil hali serin ve gereksiz bir güven veriyor. Yalanın kendisi başka bir ek “tedaviye” ihtiyaç bırakmadan kitlesel morfin görevi görüyor. Elimiz, kolumuz kan revan içinde ama beyaz gömleklerimiz ütülü, ayakkabılarımız boyalı, arabamız mis kokuyor. Bu kan denizinin içinde nasıl oluyor anlamak mümkün değil. Aynadaki yansımamız her sabah gülümsemiyor ama mecburen sırıtıyoruz o büyük yüzleşmeden sonra.

“İyi görünmüyorsun, neyin var,” sorusuna “bir tecavüz haberi daha duydum, ondan” yanıtını vermekten kaçınıyorsanız, bu sırıtmayla dolaşıyorsunuz yüzünüzde. Sahneyi geri saralım. “Neyin var” sorusuna, “Kredi kartı ekstresi geldi, ondan” deseniz, derdiniz anlaşılır olacak. Belki dört koldan size kredi kartı kullanım tavsiyeleri, taksitsiz alışveriş önerileri yapılacak. Fakat ola ki, ilk yanıtı verdiniz, karşınızda bir “hıı” duymanız kaçınılmaz ve dahi şaşkın bakışlar ekseriyetle mümkün olacaktır.

Oysa kredi kartı eninde sonunda ödenecek. Yanılsamalı bir gerçeklik içinde üzüntünüz. Fakat tecavüze uğramış, göçük altından çıkamamış, depremin çatlağından kayıvermiş, yeryüzünün altında sessiz bir mezara mecbur kalmış kimse, artık “o eski” hayatına geri dönemeyecek. Gerçek budur. Ölünce, yıkılınca her şey biter.

Yalanın bini bir para ya, paraya tapan uygarlıklar o yüzden sarılır yalana. Bir yalan koy bin para al. Kurban vermenin faydalarıyla ilgili güzellemeler şehri, ülkeyi sardı çoktan. Her yıl oluyor bu ritüel. Kurban etme ritüelinden ayrı olarak, “kurban vermenin” faydaları ritüeli. Hadi göklerde “aç” olmadığı çok açık olan tanrı için koyun kesmek bir yana, bir de olaya psikolojik açıdan bakanlar var. İnsanın içindeki şiddet duygusunu öldürüyormuş. Nasıl? Freud amcamızın söylediği gibi insanın içinde doğuştan allah vergisi bulunan şiddet duygusunu bir koyun üzerinde tüketme gibi bir etkisi var imiş. Öyle mi? Bunu söyleyenlerle aynı ülkede mi yaşıyoruz diye düşünüyorum. Hayatımızın vazgeçilmezi haline gelen, koca dayağı, polis copu, işkence, tecavüz... Ortada bastırılmış veya iyileştirilmiş bir şiddetin izini görmek mümkün mü sahiden? Bunları yapanlar kurban “kesmiyor mu?”

Bir kandırmacının ortasında ölüyor koyunlar. Kurban etmeyi, hatta korkunç ve alışılmış ifadesiyle kurban “kesmeyi” kutsayan, teşvik eden zihniyet yılın kalan 364 günü bir halkı “kurban” ediyor. Onun da kendince tanrısı var elbet. Hikmetinden sual olunmaz sömürü düzeni ve çağımızda vücut bulduğu haliyle kapitalizm. Kurban etmek ifadesini içselleştiren bir toplumun sadece koyunları değil her canlı varlığı kurban edebileceğini düşünmek zor mu? “Kurban olmayı” içselleştiren bir toplumun her muktedir karşısında boyun eğeceğini tahmin etmek zor mu?

Van’da olan budur. Göçükten çıkarılmamış işçilerin, hapiste gün saymayı bile hayal edemez hale gelen “tutulmuş” yüzlerce kişinin, “gık” dediği zaman 1 yıl bilmem kaç ay hapis yatan 500 öğrencinin dramıdır bu. İki harfe ve iki haneli zalimlere indirgenmiş 13 yaşındaki kızın yeridir burası: sistemin sunağı. Hakim cüppesi giymiş, yargıtay koltuklarına oturmuş “inananlar” kurban ediyor insanlığı... Gözleri görmeyen babasının elinden tutmuş, ona yol gösteren çocukların nefes almaya hakkının olmadığı düzene ait bir ritüel bu.

Ve satan razı ama alan razı değil. En baştan beri kullandığım “kurban olmak” ifadesi rahatsız etti mi sizi? Beni ediyor. Düzenin aydan aya yıldan yıla değil, günden güne yıktığı hayatlara razı değiliz. “Kurban” hiç değiliz. Elimiz kolumuz, aklın vereceği bir talimata bakar. Sunak değil mekanımız, biz başka dünya isteriz.

Yine de akıl sır ermiyor değil mi? 
Kurban ve bayram kelimesi yan yana gelir mi? 
Kurban etmenin bayramı olur mu?

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.