Header Ads

CHP’nin Açılımı

- HAKAN TAHMAZ -
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Tayyip Erdoğan’a Kürt meselesinde yaptığı öneri siyasetin ana gündemi oldu. Uzun bir süredir ana muhalefet partisiyle, iktidar partisi arasında yaşanan şiddetli gerilim ve çatışma bir anda, en azından Kürt meselesinde bıçak gibi kesildi. Bu görüşme, Kürt sorununda çözüm umutlarının oldukça zayıfladığı ve AKP’nin devleti, toplumu zapturapt altına alma yolunda doludizgin koştuğu bir süreçte gerçekleşti.

Siyaset kulislerinde CHP’nin bir çalışma içerisinde olduğu konuşuluyordu ama bu derece “cesaretli” bir çıkış beklenmiyordu. Bunun nedeni Kılıçdaroğlu’nun inkâr siyasetini başlatan “eski CHP’den” radikal kopuş konusunda net politikalara sahip olmaması ve tereddütlü davranışlarıdır.

Aslında Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olduktan sonra, bazı konularda olduğu gibi Kürt meselesinde de çıkışlar yapmadı değil. 12 Eylül referandumu öncesinde Abdullah Öcalan ile devletin görüşmeleri gündeme geldiğinde Başbakan, “hükümet görüşmüyor, devlet görüşüyor” diyerek sorumluluğu üzerinden atıyordu. Kılıçdaroğlu “herkesle görüşülebilinir, yeter ki anaların gözyaşı dinsin” sözleriyle beklenmedik bir çıkış yaptı. Aynı günlerde yine Mustafa Muğlalı Kışlası, barış için diyalog ve genel af konularında AKP’yi ters köşeye yatıran açıklamalar yaptı. Ancak bunlar politika haline gelmedi. Bu nedenle CHP’nin açılımı hem “ne oluyor” sorusuna yol açtı hem de memnuniyetle karşılandı.

GÜVENLİK EKSENLİ POLİTİKALARIN SORGULANMASI İSTENİYOR


CHP’nin önerisini salt yöntem önerisi olarak değerlendirmek eksik bir değerlendirmedir. 10 maddelik öneri paketinde, esas olarak sorunun çözümü için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin öneriler bulunuyor ama bu Kürt sorununa ilişkin değerlendirmeye dayandırılıyor.

Özellikle öneri paketindeki 3. madde de bu konuda net bir yaklaşım var. “Güvenlik eksenli politikaların Kürt meselesini çözemediği acı tecrübelerle aşikâr hale gelmiştir. Başka seçeneklerin hayata geçirilmesi, ertelenemeyecek bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır. Bu bağlamda, siyasi alanın toplumsal barışı sağlayacak demokratik bir çözüm için yeniden düzenlenmesi ve yeni araçların devreye sokulması gerekmektedir.”
Bu devletin temel politikası olan güvenlik eksenli politikalarından uzaklaşmayı ve demokratik çözüm arayışını ifade ediyor. İmha siyasetinin terk edilmesi çağrısı yapılıyor. Ama kafaları karışık, kuşku ve korku dolu olduğu için “biz usul önerisi yapıyoruz” biçiminde sunuyorlar.

MHP’nin konuyu görüşmeye dahi yaklaşmaması karşısında bocalamaları tam da bu kafa karışıklığının ürünü. Kürt sorunu gibi netameli ve varlık nedeni bir sorunun çözümünde MHP ile ortaklaşmayı tahayyül etmek, sorunun idrak problemini gösteriyor. Bu da çözüme ilişkin belirsizliğe yol açıyor. CHP’nin, MHP’nin tepkisini törpülemek bahanesiyle “Kürt sorunu” “akil adamlar komisyonu” gibi isimlendirmelerden dahi terk etme eğilimine girmesi, korkularının, kaygılarının ve net olmamanın emareleridir.

AKP gibi CHP de yeterli hazırlık yapmadan Kürt Açılımı’na gitmişe benziyor. Bu nedenle AKP’nin Kürt Açılımı’nın çok ilersine gitmesi oldukça zor görünüyor. Şimdilik anlaşılan CHP rotasını gelen tepkilere göre belirleyecek. AKP’nin açılım siyasetinden yeterli dersler çıkarmamışa benziyor.

AKP, açılımla Kürtlerin varlığını kabul etti ama Kürtlerin eşit yurttaşlık hakları konusunda bir öngörüye ve programa sahip değildi. CHP ise güvenlik eksenli politikaların Kürt meselesini çözemediğinden söz ediyor ama CHP’nin demokratik çözüm için ne önerdiği pakette olmadığı gibi hiçbir biçimde bilinmiyor.

CHP ÖNERİSİNİN İÇİNİ DOLDURMALI VE NETLEŞMELİ

Son bir yıldır, Türkiye’nin her yanında, ölümlerin, çatışmaların, siyasi ve askeri operasyonların, tutuklamaların, gözaltıların, hapis cezalarının ve toplumsal ayrışmanın daha çok konuşulduğu bir dönemde, CHP’nin güvenlik eksenli politikalar dışında çözümü konuşma çağrısı, Türkiye’nin Kürt sorunu bağlamında yaşama dönüş çağrısı olduğu söylenebilir. Ancak yaşama dönüşün sağlanabilmesi neyin nasıl yapılacağı kadar, ne yapılacağının da bilinmesine bağlıdır. Bu nedenle CHP kendi çözüm programını açıklamalıdır. CHP’nin “yeni CHP" olup olamayacağının göstergelerinden biri de bu program olacaktır.
CHP’nin Kürt Açılımı, son bir yıldır özellikle de Uludere katliamı sonrasında AKP’nin Kürt sorunu bağlamında yaşadığı sorunları geri plana itme ve çok net görülen milliyetçi ümmetçi yüzünü örtme işlevi görme tehlikesini barındırıyor. AKP’nin, bu öneriyi MHP ile ayrım çizgilerinin belirsizleşmeye başladığı bir dönemde “bitinin kanlanmasına” hizmet edecek bir biçimde değerlendireceğine hiç kuşku yok. Görüşmeden Erdoğan, “diğer partilerle olmazsa iki parti birlikte çalışalım önerisini” tam da bu amaçla yapmış olabilir.

AKP, bugüne kadar “ben güçlüyüm, ben çözerim, ben yaparım” anlayışıyla hareket etti. Açılım sürecindeki en büyük yanlışlarından biri de buydu. Şimdi bu politikayı CHP ile birlikte yürütmek istiyor. BDP’yi dışlamaya çalışmakla kalmıyor, parlamento dışı siyasal güçleri ve sivil toplum örgütlerini hiç hesaba katmıyor. Hem çözümü konuşmak hem de CHP ile birlikte Van, Siirt Belediye Başkanlarına yönelik operasyonlara benzer operasyonlar yapmak istiyor. Milliyetçi, ümmetçi politikalarına ortak arıyor. Böylece Kürtleri AKP’lileştirmeyi hızlandırmayı planlıyor.

Ya CHP ne yapmak istiyor? AKP’ye benzemek mi, Kürt sorununun demokratik çözümünü mü istiyor? CHP, bütün bunları dikkate almadan çıktığı yolda yürümeye devam etmek isterse, yeni umutsuzluklara ve hayal kırıklıklarına neden olduğu gibi, Fırat’ın doğusuyla batısı arasındaki duygusal kopuşu hızlandırmış ve yaraları daha da kanatmış olacaktır.

CHP’nin savaşmak yerine konuşma çağrısı yapması tarihi bir çıkış olduğu kadar ciddi ve samimi sorumluluk gerektiriyor. Belediye Başkanlarının gözaltına alınmasına sessiz kalarak, salt terörle mücadele lafları edilerek, ancak AKP’nin politikalarına hayat suyu olunabilinir.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.