Header Ads

Hayat Nasıl Devam Ediyor?

- RENGİN ARSLAN -
Hayat dediğimiz; elle tutulamayan, gözle görülemeyen, “canlı kalma” hali için feda edilenlerin sonsuz olduğu birşeydir herhalde. Çünkü şu ömür denen zaman dilimi içinde önem atfettiğimiz ne varsa hepsini kaybedebiliriz. Ama nihayetinde bir nefes vardır bize kalan. Ona sarılıp bir yaşam kurulabilir en baştan, ona sarılıp âşık olunabilir yeniden, ona sarılıp hiç bıkmadan koşulabilir bir meçhul geleceğe. Yeter ki nefes alıp versin insan; hayal gücünün sonu yoktur...

Ama eğer elinizde, gerçekten size ait bir hayat, onu dilediğinizce doldurabileceğiniz bir yaşam varsa...

Devletin, kurulu ahlak anlayışının, işverenin ve daha nicelerinin ölüm aygıtları tüm hızıyla çalışırken, siz hâlâ hayatta kalacak kadar şanslıysanız...

Büyüklere masallar kıvamında anlatılan ve hepimizin hiç tereddüt etmeden dinleyip dinleyip uykuya daldığımız olaylardan birinin kurbanı değilseniz...

İş kazaları, töre cinayetleri, namus davaları, anlamını ve dahası amacını bilmediğiniz bir savaş, ayrımcılığın körüklediği şiddet, “ne olmuş canım” kayıtsızlığıyla üstü kapatılan “sıradan” vakalar sizin evinizin, yakınından henüz geçmediyse, hayattasınız... Gözaltında kaybedilmediyseniz, tesadüfî bir polis kurşunuyla, biber gazıyla ölmediyseniz...

Afyonkarahisar’daki silah deposundaki 25 çocuktan biri değilseniz... Sevinebiliriz.

Peki ya ölmediysek, yaşıyorsak; bu ölümlere tanıksak... İnsanın tanık olduğu ölümler karşısında aldığı tutum, hayat karşısında aldığı tutumun bir benzeridir aslında. Kendi hayatımızı ne ile anlamlı kılıyoruz?

Sistemin sunduğu renkli yelpazeden kendimize seçtiğimiz hayat, ölenin ardından ne yaptığımızı da açıklar. Yukarıda saydığımız cümle sebepten ölenlerin cesetlerinin üzerine basa basa inşa edilen sistemin işlevli ama değersiz, her an yerine ikame edilen bir parçasıysanız; ölümün, ölebilmenin; yaşamanın, hayatta kalabilmenin bedelini bilmeniz hayli zordur.

Tıpkı Afyonkarahisar valisi İrfan Balkanlıoğlu gibi... 25 kişinin “kaza sonucu” ölümü sonrası yaptığı açıklamalar, gerçek hayatla ilgili fikir edinmek isteyen kişilere ibretlik bir vaka olarak okutulmalı, anlatılmalı, kuşaktan kuşağa aktarılmalıdır.

Kendi hayatını, valisi olduğu şehirde gerçekleşen bu korkunç olay sonrasında bile “şehrin tanıtımına” adayan bir vali aslında hayatını üst düzey bir tüccar ve bir pr ajansı olarak kurgulamıştır. Hayattaki amacı budur. Kentin yöresel, kendine has değerlerini tanıtmak her koşulda hiç tereddüt etmeden yerine getirdiği bir görevdir. Kim sağmış, kim ölmüş, kim ne zaman nerede ölmüş, onun için bu durumun tek önemi, protokolde bulacağı karşılıktır.

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in anlamını ve önemini anlayamadığım ziyaretindeki kareler de bunun kanıtıdır. Sunulan hediyeler, satranç takımı, kilim, konforundan asla şüphe edilemez steril bir makam...

Ancak ağzı var dili yok bu karelerden daha vahimi, Vali’nin gelen eleştiriler karşısında verdiği yanıttır: "Ziyaretimize gelen tanıtım potansiyeli olan popüler kişilere yöre halkına ekonomik katkı için lokum, sucuk gibi ürünlerden hediye ediyoruz. Amacımız tanıtım yapıp yöredeki yoksul insanlara gelir kapısı sağlamak. Genelkurmay Başkanı gibi popüler bir isim gelmiş. Küçük maddi değeri olmayan bir hediye verdik. Genelkurmay Başkanımız çevresi olan bir insan. Bir yere o kilimi koysa, biri de 'Nereden aldınız' diye sorup Afyon'a gelip satın alsa fakir insanlar nasiplenecek. Emrivaki yapıp eline tutuşturmuşuz. Hayır mı diyecekti. Hayat devam ediyor. Bir acımız varken buna ara mı verelim?"

Şöyle bir okumayla içinden seçtiğim ifadeleri yazayım art arda: tanıtım, potansiyel, popüler, lokum, sucuk, yoksul, gelir kapısı, popüler bir isim, çevresi var, fakir, nasiplenecek, ara mı verelim... Ve final: Hayat devam ediyor.

Evet, Afyonkarahisar valisi için hayat yukarıdaki sözcüklerdir. Yoksul demesine, fakir demesine bakmayın. “Nasiplenmek” sözcüğündeki kibir onların niye telaffuz edildiğini hemen ele veriyor.

İnsanlara acısını nasıl yaşayacağını telkin etmek, kimsenin harcı değildir. Ama Genelkurmay Başkanı’na kilim hediye eden bir valinin Anadolu’nun en azından bazı gelenek ve göreneklerinden haberdar olduğunu varsayarak söylemek gerek. 25 kişinin sınırları içinde öldüğü Afyon, bir cenaze evidir. Cenaze evlerinde de hayat devam eder doğrudur, ama nasıl?

Cenaze evinin adabında tanıtım yapmak, popülerlik peşinde koşmak, kilimi bir yere assa bize de ekmek çıkar mantığını uygulamak yoktur. Ayıptır, günahtır. Bunlar olmayanlar... Cenaze evinde neler olduğunu ise tüm kimliklerinden, unvanından sıyrılıp, lokumlardan, sucuklardan ayrılıp; 25 çocuğun çıkıp bir daha geri dönemediği evlerine giderek kendi gözleriyle görmesi gerekir...

Hayat sadece doğumdan sonrası değil, aynı zamanda ölümden öncesidir. Bunu hatırlaması gerekir.

Genelkurmay Başkanı’na hediye ettiği satranç takımında kendisinin nerede durduğunu düşünmesi gerekir. Bunu düşünürken yukarıda saydığımız, açıklamasında geçen sözcükleri kendisine yasaklaması gerekir. Bu sayede acının gerçekliğine biraz yaklaşabilir belki.

Belki o zaman görebilir içinde yaşadığımız şu düzende hayat kimin için devam eder; ederse nasıl devam eder, ölüm kimlerini kapısını 20 yaşındayken bir silah deposunda, 17 yaşındayken bir darağacında, 13 yaşındayken köy meydanında, 30 yaşındayken bir gemi iskelesinin dibinde çalar.

Valiye bir hatırlatma, kapıları çalan Azrail değildir. Tanığız.


Rengin Arslan

arslan.rengin@gmail.com

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.