Header Ads

Protesto ve Tartışmaların Gölgesinde KCK Basın Davası

Protestocular, dava kapsamında yargılanan gazetecilere destek vermek amacıyla 10 Eylül Çarşamba günü duruşmanın görüldüğü Çağlayan Adliyesi önünde toplandı. [Özgür Öğret/SES Türkiye]
haber: ÖZGÜR ÖĞRET/Ses Türkiye
Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) davası kapsamında 44 gazeteci, gazete çalışanı ve dağıtımcının yargılanmasına bu hafta İstanbul'da başlanırken, meslek örgütleri ve insan hakları savunucuları, davaların muhalif basını susturmaya yönelik siyasi bir gerekçe taşıdığından endişe ediyor.

36'sı bir yıldan uzun süredir tutuklu bulunan sanıklar, PKK'yı da bünyesinde barındıran bir şemsiye örgüt olduğu öne sürülen yasadışı KCK'nın "basın ve dağıtım ağı" adına çalışmakla suçlanıyor.

Tamamı 800 sayfayı aşan iddianamede, belli başlı tüm Kürt basın organları ve haber ajansları doğrudan KCK'dan emir almakla itham edilirken, gazetecilere, editörlere, muhasebecilere ve dağıtımcılara da "terör örgütü üyesi olmak" dahil çeşitli suçlamalar yöneltiliyor.

"Bu dava, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gazetecilere yönelik en büyük dava olması itibarıyla oldukça manidardır," diyen Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) Sözcüsü Necati Abay, davayı, gazetecilere yapılan kitlesel adaletsizliğin tipik bir örneği olarak nitelendirdi.

Savunma tarafının, dolaylı kanıtlara dayalı ve siyasi gerekçeli olarak nitelendirdiği davada, mahkeme başkanı Ali Alçık ile avukatlar arasında sık sık mahkeme usullerine dair gerginlik yaşandı.

Alçık, duruşma salonu dışındaki protestoların mahkeme düzenini bozduğu gerekçesiyle, Pazartesi günkü duruşmada salona sadece sınırlı sayıda izleyici alınmasına izin verdi. Dışarıdaki protestolara, salondan da "özgür basın susturulamaz" sloganlarıyla karşılık verilmesi üzerine oturum öğleden sonraya ertelendi.

Salı günkü oturumda bundan sonraki duruşmaların izleyicisiz olarak yapılmasına karar veren Alçık, salonda slogan atanlar hakkında da suç duyurusunda bulundu. Üçüncü duruşmanın yapıldığı Çarşamba günü ise, mahkeme heyeti, oturumun 12 Kasım'a ertelenerek duruşmaların Silivri'ye alınmasına hükmetti.

Perşembe günü savunmanın taleplerini değerlendiren mahkeme, Vatan gazetesi muhabiri Çağdaş Ulus ile Fırat Dağıtım şirketi çalışanı Cihat Ablay'ı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.

Mahkeme başkanı Alçık, diğer KCK davalarında olduğu gibi, basın davası duruşmalarında da sanıkların mahkemede Kürtçe konuşma isteğini reddetti. Alçık, sanıkların Türkçe bildiğini ve tercüman aracılığıyla yapılacak yargılamanın duruşmaları uzatacağını belirtirken, avukatların Lozan Anlaşması kapsamında tanınan azınlık haklarına dayandırdığı Kürtçe savunma talebi, Kürtlerin azınlık olmadığı gerekçesiyle geri çevrildi.

Sanıklar, Çarşamba günkü oturumda Kürtçe savunma talebinin reddedilmesi ve davanın Silivri'de kapalı olarak görülmesine karar verilmesini protesto etmek amacıyla ağızlarına siyah bant taktı.

SES Türkiye'ye konuyla ilgili demeç veren Özgür Gündem gazetesi savunma avukatı Özcan Kılıç, "Bu [savunmaya Kürtçe ifade hakkı tanınmaması] sadece PKK davalarında olur," diyerek, siyasi olmayan ceza davalarında Kürtlere tercüman sağlandığına dikkat çekiyor.

Kılıç, sanıkların amacının davayı engellemek ya da uzatmak olmadığını; "Kürtlerin bir hak meselesini gündeme getirmek için bu yönteme başvurduğunu" belirtiyor.

SES Türkiye'nin sorularını yanıtlayan bir diğer savunma avukatı, Davut Erkan ise, polis tarafından yasalara aykırı şekilde yapılan aramalar ve dava konusuyla ilgisi olmayan özel görüşmelerin dinlenmesi gibi yasadışı yollarla toplanan delillerin iddianamede kullanılmaması yönündeki istekleri de dahil olmak üzere, tüm taleplerinin reddedildiğinden yakınıyor.

"Oradaki varlığımızın bir anlamı kalmadı," diyen Erkan, avukatların iki günde pek çok talepte bulunduğunu, fakat hiçbirinin kabul edilmediğini anlatıyor.

İddianamede normal gazetecilik görevleri ve ticari faaliyetlerin, PKK'dan emir almak şeklinde değerlendirildiğini söyleyen savunma avukatları ve basın hakları örgütleri, bu nedenle iddianamenin tartışmaya açık olduğu görüşünde.

Hükümet kanadında ise en yetkili isimlerden gelen açıklamalar, davayla ilgili tutumun aynen sürdüğünü gösteriyor. Nitekim hakkında dava açılanların sadece birkaçının gerçekten gazeteci olduğunu öne süren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, basını haberleri çarpıtıp PKK propagandası yapmak ve hükümeti eleştirmekle suçluyor.

Dava kapsamında yargılananlardan biri de Kürtçe yayınlanan Azadiya Welatgazetesi eski genel yayın yönetmeni Mehmet Emin Yıldırım. Yıldırım, şahsi eşyaları arasında bulunan bir kağıt parçası nedeniyle PKK üyelerine lojistik destek sağlamakla suçlanıyor. Söz konusu kağıttaki listede üç tıraş bıçağı, bir kutu diş macunu, bir diş fırçası, dokuz pil ve bir el radyosu yazıyor.

Ayrıca bu malzemelerin gönderildiği paketler için iki posta makbuzu da mevcut. Paketler, Yıldırım'ın cezaevindeki arkadaşlarına gönderilmiş. Alıcılardan biri de, Türkiye'nin tek Kürtçe gazetesi Azadiya Welat'ın hapisteki eski genel yayın yönetmenlerinden Vedat Kurşun. İddianamede, Yıldırım'ın bu paketleri gönderme amacının, Kurşun'un PKK'ya karşı duyduğu sempatinin azalmamasını sağlamak olduğu öne sürülüyor.

İddianamede adı geçen Kurşun ve diğer herkes gibi, Yıldırım da yayınladığı haberlerle "terör propagandası" yapmakla suçlanıyor.

Dava sanıklarından biri de Dicle Haber Ajansı muhabiri İsmail Yıldız. İşyerinin yakınlarındaki bir çöp kutusuna yerleştirilen bombayı haber yapan muhabirin olayla ilgili konuşmaları polis dinlemesine takıldı. Yıldız, söz konusu ses kaydında başka gazetecilerden önce olay yerine vardığından ve "polisin daha yeni geldiğindan" bahsettiği için, savcılar da, muhabirin bombayı yerleştiren örgütün üyesi olduğu ve eylemden haberdar olduğu sonucuna vardı.

Konuyla ilgili görüşlerini SES Türkiye ile paylaşan Gazetecileri Koruma Komitesi Avrupa ve Orta Asya Program Koordinatörü Ninsa Ognianova, Türkiye'deki tutuklu gazeteci sayısının fazlalığından ve bunların tutukluluk ve dava süreçlerin yasal prosedürlere uygun şekilde yürütülmüyor olmasından duydukları endişeyi dile getirerek şöyle diyor: "Yetkililerin, mahkemeye etkin bir savunma sunabilme kapasitesi de dahil olmak üzere, tüm sanıkların adil bir şekilde yargılanma hakkını güvence altına almasını istiyoruz. Demokrasilerde hiçbir gazeteci gazetecilik yaptığı için hapse atılmamalı."

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.