0 yorum

Çözüm Sürecinde Güven Bunalımı mı?

Salı, Temmuz 02, 2013

Diyarbakır sokakları, Kürt sorununun şiddetten arındırılması için görüşmelerin başlamasından bu yana ilk defa ölüm ve yaralanmalara yol açan çatışmalara sahne oluyor.

Lice'de bir göstericinin ölümü, çok sayıda kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayın ardından Pazar günü Diyarbakır merkezinde yapılmak istenen gösteri polis tarafından biber gazı ve tazyikli suyla dağıtıldı.

Kürt tarafında, diyalog 'sürecinin' ikinci aşamasında yerine getirileceği söylenen yasal ve anayasal düzenlemeler için beklenti, yerini umutsuzluğa bırakabilir.

Taraflar, ortaya çıkan 'güven' sorunundan ve diyalog sürecine düşen gölgelerden birbirini sorumlu tutmayı sürdürüyor.

'Kötüye gidiş alametleri'

Sürecin görmekte olduğu zararın boyutu ve sorumlusu konusunda çeşitli görüşler ileri sürülüyor.

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada, 'süreçte' gelinen noktayı tarif ederken önce 'eldekileri' sıralıyor: "Örgüt elinde tuttuğu kamu görevlilerini serbest bıraktı; Öcalan'ın 21 Mart'taki çağrısıyla birlikte silahlar sustu; Mayıs ayından itibaren silahlı PKK militanları Türkiye sınırları dışına çekilmeye başladı; BDP heyetleri İmralı'ya ve Kandil'e gidip gelerek mesajları şeffaf şekilde taşımaya başladı; TBMM'de bir çözüm komisyonu oluşturuldu..."

Öcalan ile görüşmelerin gerçekleştiğinin bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuyla paylaşılmış olması, bu sürecin en önemli unsurlarından biriydi Elçi'ye göre.

Baro Başkanı, tam da 'Akil İnsanlar Heyeti'nin raporları doğrultusunda demokratik taleplerin tartışılmaya başlanacağı sırada gerginliğin tırmandığını belirterek, sözü "güven sorunu"na getiriyor.

Elçi, Başbakan Erdoğan'ın, seçim barajının düşürülmesi ve anadilde eğitim gibi konuların gündemde olmadığına ilişkin sözlerinin 'sürece' olan güveni sıkıntıya soktuğunu söylüyor.

Cizre'de yüzleri örtülü militanların "Asayiş" adı altında kimlik kontrolü yaptığını hatırlatan Elçi, bunun hemen ardından Lice'de askeri kolluk güçlerinin göstericilere "hedef gözeterek" ateş açmasıyla bir kişinin öldüğünü belirtiyor. Bu olayı, bir uzman çavuşun kimliği belirsiz bir grup tarafından kaçırılması izliyor.

BDP'nin demokratik talepleri dile getirmek için yapmak istediği yürüyüşün engellenmesinin ise "yasaya ve hukuka aykırı" olduğunun altını çizen Baro Başkanı, "Bütün bunları sürecin kötüye gidiş alametleri olarak ortaya koyabiliriz" diyor.

"Kürt siyasal çevrelerinin ve her kesimin" bu sürecin hassasiyetini, tarihi önemini idrak ederek, sürece zarar verecek tutum ve söylemlerden uzak durması gerektiğini söyleyen Elçi'ye göre, süreci rayına oturtmak için hükümetin sorumluluğu büyük.

"Yeni anayasanın yapımı süreci belirsizliğe girmiştir" tespiti yapan Elçi, şöyle devam ediyor: "Kürt toplumu kimliğini ve anadilde eğitim hakkını anayasal çerçevede görmek istiyor. Önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlerden önce yeni anayasa sürecinin gerçekleşmeyeceği biçimindeki bir algı toplumda umutsuzluğu ortaya koyuyor. Hükümetin hem sorunun taraflarına hem de topluma güven verecek bir takım adımları ve üslubu ortaya koyması gerektiğini düşünüyorum."



'2200 kişi dağa çıkarıldı' iddiası

İktidar partisi listesinden Diyarbakır Milletvekili seçilen Galip Ensarioğlu, "Bu bir takım oyunu. Herkes bu sürece uygun davranacak, bu sürece elinden gelen katkıyı sunacak" diyerek hükümetin tek taraflı olarak sorumlu tutulmasına karşı çıkıyor.

Hükümetin somut adımlar atmakta gecikmesine veya TBMM'nin kapanmasına dair eleştirilerin kabul edilebileceğini söyleyen Ensarioğlu, diğer yandan "adam kaçırma" ve "şantiye yakma" gibi eylemlerin devam ettiğine dikkat çekiyor.

Dağdaki militanlar indirilmeye çalışılırken, diyalog sürecinin başlamasından bu yana 2200 kişinin dağa çıkarıldığını öne süren milletvekili, "Birbirimizi suçlama zamanı değil, elbirliğiyle bu sorunu çözme zamanı. BDP ve PKK'nin artık demokratik, siyasal yöntemlere başvurması gerekiyor" diyor.

Ensarioğlu, yürüyüş yapmasına izin verilen binlerce kişinin içinde, elinde patlayıcılar olan birkaç yüz kişi bulunduğunu iddia ederek, "Bizim partimizden, iktidarımızdan daha değerlidir bu süreç. Aynı zamanda PKK'den ve BDP'den de daha değerlidir" ifadesini kullanıyor.

Aslında Ensarioğlu da anadilde eğitim ve seçim barajının düşürülmesi taleplerini öteden beri savunan isimlerden biri. Fakat bu taleplerin BDP tarafından dile getiriliş biçimini eleştiriyor.

Lice konusuna gelince, son 3-4 aydır yeni karakollar yapıldığının iddia edildiğini belirterek, eski karakolların onarımı ve güçlendirilmesinin söz konusu olduğunu savunuyor Ensarioğlu.

"Karakol yapımını istemiyorsak, bu istememenin söyleniş biçimi vardır; karakolun içine giderek molotof kokteyli atarak değil" diyen milletvekili, göstericilere karşı silah kullanan güvenlik görevlilerine "hak ettiği cezanın" verilmesi gerektiğini belirtiyor.


Erdoğan ve Öcalan'ın 'kader birliği'

'Sürecin' ilerlemesi konusunda Başbakan Erdoğan ve PKK kurucusu Öcalan'ın izleyeceği stratejinin ve siyaset tarzının belirleyici olduğu pek çok kişi tarafından dile getiriliyor.

Bunu vurgulayan Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı ve Van Milletvekili Aysel Tuğluk, Öcalan'ın "hükümet gerekeni yapmasa bile" süreci ilerletmekte kararlı olduğunu belirterek, "Kürt tarafı kendi üzerine düşen sorumlulukları yaptı" diyor.

Tuğluk, hükümetin atması gereken adımların başında, demokratik siyasetin önündeki bütün yasaların değişmesini göstererek, seçim barajını örnek olarak gösteriyor. Verdiği diğer bir örnek ise KCK davalarında "tutuklu siyasetçilerin" bırakılması.

Ayrıca, "Kürt meselesinin anayasal çözümü için radikal adımlar" atılması gerektiğini belirten milletvekili, Kürtlerin "halk" olarak tanınarak kendilerini yönetebilmesi sağlanmadan çözümün sağlanamayacağını ifade ediyor.

Süreçte güven bunalımı

Türk hükümetinin görevlendirdiği yetkililerin İmralı adasındaki hapishanede diyalog kurduğu PKK lideri Abdullah Öcalan'a göre, bu süreçte "ikinci aşamaya" geçildi.

Doğan Haber Ajansı, Belçika'da düzenlenen Halkların Barış ve Demokrasi Konferansı'na gönderdiği mesajda Öcalan'ın, "Herkesin demokratik siyaset hakkının güvence altına alındığı bir sistemi yaratmak için hükümetin gerekli yasal-anayasal düzenlemeleri yapması, bu sürecin en temel beklentisidir" dediğini aktardı.

Oysa konferansın toplandığı gün Diyarbakırlılar şoktaydı; Lice ilçesinde Cuma günü karakol inşaatına karşı düzenlenen gösteri sırasında açılan ateşte Medeni Yıldırım ölmüş, çok sayıda kişi ciddi şekilde yaralanmıştı.

Olayın İstanbul'daki Gezi Parkı gösterilerinde yankı bulmasının ardından, bir aydır Batı kentlerindeki eylemlere müdahaleler kullanılan TOMA'lar bu kez Diyarbakır merkezinde kullanıldı. Polis, Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) hükümete yönelik "Adım at" çağrısıyla düzenlediği kampanya kapsamındaki yürüyüşü engellerken yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu.

Kandil'de üslenen PKK liderlerinden Murat Karayılan'ın Yürütme Konseyi Başkanı olduğu KCK, Diyarbakır'daki olaylarla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: "Demokratik Çözüm Süreci'nin ikinci aşamasında adım atması gereken AKP iktidarı, özellikle son günlerde yoğunlaşan saldırılarıyla kuşku ve güvensizlik yaratan bir tutum içerisine girmiştir. Sürecin ruhuna denk düşen bir zihniyet ve pratik adımlar atmak yerine, hiçbir umut ve güven vermeyen bir yaklaşım, tarz ve üslup içerisindedir. Demokratik Çözüm Süreci'nde yeni karakollar inşa etmek, barajların yapımına hız vermek ve korucu sayısını arttırmak, haklı olarak çözümden yana olan tüm kesimlerde büyük kuşku ve kaygı yaratmaktadır."

Açıklamada ayrıca, "demokratik-siyasi-meşru eylemleri yaygınlaştırarak yükseltme" çağrısı yapıldı.

Bu açıklamadan önce, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin sözcüsü Hüseyin Çelik, Gezi Parkı'ndaki "oyun"un Kürt versiyonunun oynandığını iddia ederek, "BDP teşkilatını sokağa dökerse çözüm sürecine zarar verir" diye konuştu.



Demokratikleşme talepleri sadece Kürtleri değil, örneğin Alevileri ve kadınları da yakından ilgilendiriyor Tuğluk'un görüşüne göre.

Tuğluk, hükümetin bu talepler konusunda eleştirilerini şöyle sürdürüyor: "Yapması gerekenleri değil yapmaması gerekenleri yapıyor. Mesela karakol yapımları... HES'ler ve barajların hızla yapılması... Askeri sevkiyatlar yapılmaya başlandı. Demokratikleşme adımlarını beklerken bunların yapılması şu anda çok ciddi bir güven krizi yaratmış durumda."

Sözlerini, "İrademizi AKP'ye teslim etmiş değiliz. Örgütlülüğümüz var, gücümüz var, irademiz var" diye sürdüren Tuğluk, meşru mücadelelerini demokratik yolla sürdürmelerinden korkulmaması gerektiğini ifade ediyor.

TBMM'nin kapanması ise Tuğluk'a göre başlıca sorunlardan biri değil: "Hükümetin bu konuda bir hazırlık yapması önemli. Ekim ayında yapsın bu reformları. Ama BDP'yle bir ortaklaşa müzakere yürüterek çalışma yapılabilir. (...) İkinci aşama dediğimiz, BDP'nin doğrudan muhatap olduğu siyasi adımlar konusunda bir ortak müzakere heyetinin oluşturulması gerekiyor. Keşke diğer partiler de katılsa... Onlar katılmıyorsa BDP ile AKP arasında Ekim ayına kadar ortak çalışma yürüterek yasal düzenlemeler yapılması konusunda bir mutabakat sağlanması gerekiyor."

Bu noktada sözü, Erdoğan ve Öcalan arasında bir "kader birliği" olduğuna getiriyor DTK Eş Başkanı: "Her iki lider de böyle bir gelişmeden zarar görecekler, toplum da zarar görecek. Çok daha radikal gelişmeler yaşanabilecek. Bunun önüne geçebilmek açısından hükümetin kararlı, cesur adımlar atması gerekiyor."

Tuğluk, Lice'deki olayın "ciddi kaygılar" yarattığını kaydettikten sonra hemen şunu ekliyor: "Ama süreç buna rağmen devam edecektir. Bu konuda kararlıyız."

(Engin Esen/BBC Türkçe)

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Alt Sayfa
Top