Header Ads

'Öteki Y Kuşağına' Cevabımdır

- BURAK ESKİASMACI -

Yeni Şafak’ta Murat Menteş* ‘Gezi gençliğini övüyorsunuz ve bizden hiç bahsetmiyorsunuz, biz de Y Kuşağı'ndanız!' diye sitem eden üç arkadaşla konuşmuş: Merve Sağanak, Nazife Enginar [Marmara Ün. Tıp Böl. -İngilizce] ve Büşra Özen [İst. Ün. Psikoloji Böl.] Merve Sağanak Gezi direnişine de AKP’nin Kazlıçeşme mitingine de katılmadığını söyledikten sonra ekliyor: ‘'Özgürlük!' diye haykıranlar, bizim de özgürlüğümüzü savunmak şöyle dursun, bizi dışlıyor ve bir tür muarız olarak görüyorlar. Onlar da 'Biz' derken tüm Türkiye'yi kastetmiyorlar.’Arkadaşlarıma bir cevap verme ve işin aslının öyle olmadığını anlatma gereği duydum.

1-Gezi direnişinin içinde elbette kadınların başörtüleri ile kamu kurum ve kuruluşlarına ya da Meclise ya da üniversiteye girmesinden rahatsızlık duyan/duyacak insanlar vardır. Ancak direnişin ilk gününden bugüne ortaya çıkmış ve ‘Gezi Ruhu’ denilen ‘duruş’, özgürlük isterken, emin olun, özgürlüğü elinden alınmış tüm kesimler için özgürlük istiyor. Gezi gençliği 'yaşam tarzımıza, mahremiyetimize, onurumuza dokunulmasın' derken bunları toplumun her kesimi için talep ediyor. Herkese özgürlük talebi üzerinde ısrarlı şekilde duruyor, duvarlara ‘türbana da alkole de özgürlük’ diye yazıyor. Ve doğrudur, sizin de belirttiğiniz gibi, alkol de başörtüsü de siyasal birer simge haline geliyor. Nedeni basit ‘bir şeyi yasaklarsan o şey siyasallaşır’. Bu bir giysi de olur, içecek de olur, dil de olur, bir fikir de olur.

2-Dışlama meselesine gelince. Evet, haklısınız ‘Gezi Ruhu’, ‘biz’ derken tüm Türkiye’yi kastetmiyor. Zalimden, muktedirden, zulümden, savaşdan, sermayeden, baskıdan, ırkçılıktan, faşizmden, otoriterlikten yana olanlar elbette ‘bizden’ değildir. Tüm bunlara ve bunlardan yana olan herkese karşı öfkeliyiz. Evet, bazı başörtülü kadınlara da öfkeliyiz. Palalı adamların saldırılarını nerdeyse destekleyen, başbakanın ‘benim başörtülü bacılarıma saldırdılar’ ya da ‘camide içki içtiler’ yalanlarını yayıp, şu anda videosu sosyal medyada mevcut olan polisin bir başörtülü kadına vurduğu görüntüleri görmezden gelen başörtülü kadın yazarlara öfkeliyiz. Bu durumu ‘başörtülüleri dışlıyorlar’ diye okumak abestir. Öfkemizin nedeni bu yazarların başörtülü olmaları değildir. Öfkemizin nedeni bu yazarların bir kadın olarak polisin kadınlara yönelik tacizine tek kelime etmeyip, kendilerini iktidarın yalanlarına kaptırmalarıdır. Bir kadın olarak yapılan zulmü görmemeleridir. Sizin de söylediğiniz gibi başörtülü yazarların tüm başörtülü kadınları temsil etmediğinin ya da her başörtülünün AKP’li olmadığının  farkındayız. Farkında olmayan bazıları da bu direniş sırasında gerçeği gördü. Gezi dirneşinde zalime karşı mağdurun yanında yer almayı seçen başörtülü kadınlar bu gerçeği herkese gösterdi. Azınlıkta da olsa bu gerçeği görmeyen ve direnişin içinde olup ‘kibrini’ geride bırakamayanlar ‘Gezi Ruhu’ tarafından ‘terbiye’ edilmektedir. Gerektiğinde araya mesafe konmaktadır. Zaten biber gazı ve toma suyu, yani devlet terörü, ‘devlet kibri’ taşıyan ‘sivillerin’ o  ‘kibrini’ alıp götürmüştür/götürecektir. Direnişin en büyük kazanımlarından biri zaten budur. Başı açık kadınlar başı örtülülere, Türkler Kürtlere, Sünniler Alevilere, heteroseksüeller eşcinsellere vs. yaklaşmaktadır. Mücadele içinde insanlar farklılıklarıyla bir arada yanyana durmayı öğrenmektedirler. Tüm bu ayrımları körükleyen ve toplumu bölenin ‘devlet aklı’ olduğunu fark etmektedirler.

3-‘Kemalist kibrin, resmî kurumlardan Gezi Parkı'ndaki direnişe sızmadığını kim iddia edebilir?’ diye soruyorsunuz. Resmi kurum derken ne demek istediğinizi anlamadım? Ama röportajın geri kalanından anladığım ‘halkın değerlerine düşman elitistler/ İslamcı halkçılar’ karşıtlığından yola çıkarak yorumluyorsunuz olanları. Aslında sizin ‘kemalist kibir’ dediğiniz bir iktidar kibriydi. Yani şikayetçi olduğunuz ‘kibir’ iktidar ile ilgili bir meseleydi. Dünün iktidarı ‘çağdaş-atatürkçü nesil’ yetiştirmek için sizi mağdur etti. İktidarda olmanın gücü ve kibriyle başörtüsü takmayı tercih eden kadınların bu tercihine saygı göstermedi. Yeri gelmişken söylemek gerekir, İslamcılar o günlerde pek iyi sınav vermedi. Başörtüsü eylemleri yaptılar ama başkalarının özgürlük mücadelelerine uzak durdular. Üstelik devletin yedeğinde tuttuğu, gerektiğinde solcuların, devrimcilerin, gayri-müslümlerin, Alevilerin, Kürtlerin üzerine gitmek için kullandığı bir ‘sopa’ oldular. Yani yukarıdaki karşıtlıkla okuma yapanlar ‘halkın değerlerine düşman-elitistler’ iktidardeyken İslamcıların devlete neden yedeklendiklerini açıklamaları gerekiyor. Bugün ise iktidar AKP ve onun da büyük bir kibri var. İnsanlar o kibre karşı sokakta. Meseleniz sadece ‘kemalist kibir’ değil de, iktidarda olanın ‘kibriyse’ olmanız gereken yer Gezi’dir. Bugün de ‘dindar nesil’ yetiştirmek isteyen başka bir iktidar aynı ‘kibirle’ insanların hayatlarına karışıyor. Anti-kapitalist müslümanlar Gezi direnişinden yana oldular. Çünkü meselenin elitistler-islamcılar meselesi olmadığını, bu karşıtlığın bazı şeylerin üstünü örtmek için bilerek kullanıma sokulduğunun, meselenin iktidar meselesi ve dün olduğu gibi bugün de ezenler ve ezilenler meselesi olduğunu kavradılar. Ve direnişin içinde sizin deyiminizle ‘dekoratif’ olarak bulunmadılar. İktidarın, bahsi geçen karşıtlığa dayanan, ‘bunlar dinsiz/dine düşman’ propogandasını boşa çıkardırlar. Direnişin zaten çok güçlü olan meşruluğunu daha da meşru bir hale getirdiler. İhsan Eliaçık’ın kıldırdığı Taksim Meydanı’ndaki ‘direniş Cuması’ sırasında namaz kılanlar, belki aralarında ateistlerinde olduğu, devrimci gençler tarafından çembere alınarak korundu. Bu görüntü yıllardır devrimcileri-sosyalistleri ‘bunlar din düşmanıdır’ diye karalayan, bugün de devam eden o söylemi boşa çıkardı. (Ki dinsiz-ateist olmak ve bunu savunmak da bir haktır! Mesela sizin bu hak konusunda ne düşündüğünüzü merak etmekteyim. Bir ateist ile ezene/muktedire karşı yan yana mücadele eder misiniz?

4-'Makarna-kömür yardımı alanlara yapılan geri zekalı muamelesi haysiyetsizce. Yoksullar aptal değildir! Geziciler, farkında olmadan yoksulları dışlıyorlar.Meydanda piyano resitali, yoksulu iter. Fakirler, Ahmet Kaya dinler’ sözleriniz olup biteni elitistler ve islamcı/halkçılar karşıtlığıyla yorumladığınızın bir diğer göstergesi.  Başbakan da bunlar ‘kaymak tabakası’, ‘sosyalist geçinenlerin çoğu bodrumda yatlarında..’ gibi şeyler söylüyordu. Sokaktakilerin büyük bir çoğunluğu orta sınıf-ki orta sınıf gittikçe yoksullaşmaktadır – ve yoksul, çoğunluğu işsiz ya da her an işini kaybetme korkusu yaşayan gençlerdir. Yani, direnişe katılanların babaları fabrikatör, sermayedar falan değil. Size katılıyorum yoksullar elbette aptal değildir. Gezi direnişinin eleştiri konusu yaptığı halkı yoksulluğa mahkum edip sonra makarna ve kömürle oylarını alan iktidardır. Bunu eleştirmek yoksulları aptal yerine koymak değildir. ‘Gezi Ruhu’ denilen ‘duruş’, daha çok ‘yaşam tarzları’ gibi ‘kültürel’ konular üzerinden yorumlansa da, yakından bakıldığında içinde güçlü bir ‘anti-kapitalist’ ve ‘sınıfsal’ bir ‘öz’ de taşımaktadır. Bu başka bir yazının konusu olacak kadar önemli ve üzerinde durulması gereken bir konudur.

Ezcümle, özellikle de bu direnişten sonra hiçbir geçerliliği kalmayan ‘elitist-halkçı’ karşıtlığını, yaşanan bu tarihi günleri anlayabilmek için, bir kenara bırakmakta fayda var.  Zalimden, zulümden, güçten, kibirden, faşizmden, ırkçılıktan, savaştan, betonlaşmadan, ağaçsız şehirlerden, ranttan yana değilseniz ‘biz’densiniz. Dilinize, kökeninize, yediğinize, içtiğinize, cinsel tercihinize, giydiğinize, çıkardığınıza bakan olmaz. Bakan varsa onlar bu direnişin ruhundan hiçbir şey anlamamış olanlardır. Bir karşıtlık ya da bölünme varsa ya da olacaksa, bu bölünme muktedirlere/ezenlere/zalimlere karşı alınacak tavırlara göre ortaya çıkacaktır. Ve bu bölünme Türkiye tarihinin en hayırlı bölünmesi olacaktır. Röportajda ‘kimse bizi davet etmedi’ demişsiniz.

Halbuki direnişe katılanlar davet beklemeden, kendiliğinden bu ‘hikayeye’ dahil olmuştu. Ama madem bir davet bekliyorsunuz, sizi kendi deyiminizle ‘bu maceraya, bu hikayeye’ davet ediyoruz. ‘Bize’ katılın. Fazla bir şey kaçırmış sayılmazsınız. Bu daha başlangıç, mücadele devam edecek. Ve sonunda kazanan ‘biz’ olacağız.

Burak Eskiasmacı

* http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Murat_Mentes/oteki-y-kusagi-anlatiyor/38504

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.