Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (13 Ağustos 2013)


İngiltere Basını
İngiliz gazetelerinde bu sabah, İngiltere’de muhalefetteki İşçi Partisi’nin, ülkenin en büyük perakende mağazalarından Tesco ve Next’i Doğu Avrupalı işçileri İngilizler’e tercih etmekle suçlamasıyla ilgili haberler dikkat çekiyor.

Tartışma, İşçi Partisi'nin göçmenlerden sorumlu İçişleri sözcüsü Chris Bryant'in bu konuda yapmaya hazırlandığı açıklamanın basına sızması ile başlamıştı.

Bryant’ın bu şirketlerin yabancı ülkelerden gelen işçileri, onlara daha az ücret ödedikleri için çalıştırdığını söylediği iddia edilmişti.

Basına sızan açıklamalar ardından İşçi Partisi'ne aşırı milliyetçilik ve şovenlik suçlamaları gelmeye başlamıştı.

'İngiltere’de göçmen işçilere ilgi'
Financial Times konuyla ilgili haberinde Bryant’ın yanlış anlaşıldığına dair son beyanlarına geniş yer veriyor.

Gazete bununla birlikte Mart ayında bu konuyla ilgili hazırlanan bir raporu gündeme getirmiş.

İnsan kaynakları alanındaki araştırmalarıyla bilinen CIPD (Chartered Instittute of Personnel and Development) adlı enstitünün söz konusu raporuna göre, İngiltere’de bir milyon genç işsiz bulunmasına rağmen ülkedeki şirketlerin üçte biri göçmen işçileri istihdam etmek için özel iş bulma ajanslarıyla çalışıyor.

Rapora göre İngiltere dışındaki AB üyesi ülkelerden İngiltere’ye gelip çalışmak isteyenlerin sayısı geçen yıldan bu yana dörtte bir oranına arttı.

Haberde bu durumun nedenini şirketlerin ucuz ve güvencesiz emeğe ilgisine bağlayan görüşlere yer verildiği gibi bu durumu bazı İngilizlerin emek yoğun iş kollarında çalışmak istememesi ya da bu iş kollarında uzun süreli çalışmak istememeleriyle ilintilendiren görüşlere de yer verilmiş.

Daily Telegraph’ta ise Tesco’nun iddialarla ilgili cevaplarına yer verilmiş.

Tesco süpermarket grubunun İngiltere operasyonları müdürü Gerry Gray açıklamasında iddiaları reddediyor.

Gray, eleştirilere konu olan tesislerinde çalışanların önemli bölümünün yerel toplumdan insanlardan oluştuğunu ayrıca yabancı işçilere daha az ücret vermedikleri gibi yasal olarak böyle bir haklarının da bulunmadığını belirtiyor.

Independent’ta Dominic Lawson imzasıyla yayınlanan konuyla ilgili analizdeyse Bryant’ın açıklamalarının hem bilgi yanlışlarıyla dolu olduğu hem de partisinin siyasi çizgisiyle uyuşmadığı belirtiliyor.

Lawson analizinin başında, Bryant’ın siyasi kariyerine Muhafazakâr Parti’de başladığını, daha sonra tutuklu bir Tony Blair yandaşı olduğunu, ardındansa Blair’in Gordon Brown’la yer değiştirmesini alkışladığını belirtmiş.

Göçmenlik konusunun İngiliz siyasetindeki en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu belirten Lawson, yükselişteki sağcı parti UKIP’in (İngiltere Bağımsızlık Partisi) ülkeye Romanya ve Bulgaristan’dan büyük göç olacağı korkusunu kullanarak desteğini artırdığını hatırlatmış.

Yazıda Bryant’ın bir İşçi Partili olarak göçmenlik politikasının İngiltere’deki emek pazarına negatif etkisini eleştiren söylemler kullanmadığı, milliyetçi bir söylem kullandığı izlenimi verdiği belirtiliyor.

'Kürtlerler yeni cephe mi?'
Indepenedent’ta göze çarpan bir diğer haberse Suriye’deki savaşta Kürtler’in durumuyla ilgili.

‘Kürtler Suriye savaşında yeni cephe açıyor’ başlıklı haberde Iraklı Kürtler yöneticilerin, El Kaide’yle bağlantılı grupların Suriye’nin kuzeyinde Kürtler’e saldırması durumunda saldırıya maruz kalan Kürtler’i savunacaklarına dair açıklamalarının Suriye’deki iç savaşta yeni bir sınır ötesi cephe açarak savaşı daha geniş bir alana yayma kaygısı yarattığı belirtiliyor.

Haberde, Kürtler’in Suriye’deki iç savaşta son döneme kadar çatışmaların tarafı olmadığı ancak bu durumun bölgedeki Cihatçılar nedeniyle değiştiğini belirtiliyor.

Independent, Cihatçı grupların elinde bulunan 250 Kürt rehineye ek olarak dün de 13 Kürt’ün esir alındığını bildiriyor.

Guardian'dan seçim anketi
Guardian’ın manşetinde, gazetenin İngiltere’deki seçmenlerin siyasi tercihleriyle ilgili yaptırdığı son kamuoyu araştırmasının sonuçları bulunuyor.

Araştırma İşçi Partisi’nin, Muhafazakâr Parti karşısındaki üstünlüğünü korumakla birlikte seçmenlerin ekonomiyi yönetme konusunda Muhafazakârlara daha fazla güvendiğini ortaya koyuyor.

Buna göre Seçmenlerin yüzde 35’i İşçi Partisi’ne, yüzde 32’si Muhafazakâr Parti’ye, yüzde 14’üyse Liberal Demokrat Parti’ye oy vereceğini bildirmiş.

Ancak ekonomiyi yönetme kapasitesi konusundaysa seçmenlerin yüzde 40’ı Muhafazakâr Parti’ye destek verirken yüzde 28’i İşçi Partisi’ne destek vermiş.

Almanya Basını
Ortadoğu'da yükselen tansiyon, Mısır'daki gelişmeler ve ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun kişisel verileri izlediğine ilişkin tartışmalar Alman basınında öne çıkan konular.
Rheinische Post, çarşamba günü yapılması planlana barış görüşmelerinin ikinci turu öncesi İsrail'in attığı adımları şöyle değerlendiriyor:
"On İsrailli'den dokuzu, Ortadoğu barış görüşmelerine yeniden başlanmasına temel olarak, Filistinli hükümlülerin serbest bırakılmasına karşı. Çünkü onlara göre, bu hükümlüler nefret edilesi katiller. Bu tablo aslında sorunun bir krokisini çıkarıyor: İki taraftaki yaralar o kadar derin ve karşılıklı güvensizlik o kadar büyük ki, başarılı bir müzakere sürecine inanmak çok zor. İsrail hükümeti de çelişkili hareket ediyor: Saldırganların serbest bırakılması gerçi müzakerelere hazır olduğuna dair açık bir mesaj. Buna karşın işgal altındaki bölgelerde yeni konut inşasını onaylaması Filistinliler tarafından hakaret olarak algılandı. Ortadoğu’da kalıcı bir barış, şu an sadece bir hayalden ibaret. Her iki tarafta da diyaloğa tümden karşı olan şahinler var. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu için de ülkenin güvenliği hep her şeyden önce geldi ve bu hedefe ancak Filistinlilerin zayıf konuma düşürülmesiyle ulaşılabilir. Barış görüşmelerinin yeniden başlamasına ön ayak olan ABD’nin ısrarı ise büyük bir övgüye değer. Belki bu, gerçek bir umut ışığı olabilir."
Neue Westfälische gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:
“Dokuz ay içerisinde kutsal topraklarda barışın sağlanması hedefleniyor. En azından İsrail ve Filistin baş müzakerecileri bu şekilde uzlaştı. Ancak insan, bilmem kaçıncı kez yeniden başlayan barış görüşmelerinin başarıya ulaşacağına inanmakta zorlanıyor. Bu kez İsrail tarafı kuşkuları tetikliyor. Tel Aviv hükümeti eş zamanlı olarak birbiriyle son derece çelişen mesajlar veriyor. Bir yandan uzlaşıldığı gibi 104 Filistinli hükümlünün serbest bırakılmasına onay veriliyor. Diğer yandan Filistin topraklarında yeni Yahudi yerleşim birimleri planları tasdik ediliyor. İşte o nedenle bu denemede de iki devletli bir çözüm umudu çok düşük görünüyor. Yeni Yahudi yerleşim birimleri nedeniyle son görüşmelerin tıkanmasının üzerinden neredeyse 3 yıl geçti. Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas için radikal Filistinlileri kontrol altında tutmak hiç kolay değil. Çarşamba günü yapılacak görüşmelerin ikinci turu, direniş ve dolayısıyla yeni şiddet olayları tehdidiyle karşı karşıya. Neden Netanyahu böyle bir provokasyona ihtiyaç duyuyor? Kendi bağımsızlığını kanıtlamak için Amerikan yönetimine bilerek mi karşı geliyor? Her halükarda bu ilk kez olmuyor. O nedenle bu işin sonunu şimdiden kestirebilmek mümkün.”
Geçiyoruz ordu ile İslamcılar arasında gerginliğin sürdüğü Mısır'a. Münchner Merkur, Cumhurbaşkanı Mursi'nin darbeyle devrilmesinin ardından yaşanan krizi irdeliyor.
"Müslüman Kardeşler'den olan Mursi'nin birçok İslamcının umut ışığı olduğu kesin. Ancak o aynı zamanda ülkenin ilk kez seçimle göreve gelmiş cumhurbaşkanı. Ordu hâlâ tutuklu bulunan Mursi’yi serbest bırakırsa, İslamcılar bunu zafer olarak görecektir. Serbest bırakmazsa protestolar devam edecek ve Batı da haklı olarak Mısır'da iktidarı elinde tutanların liberal değişikliklere gitme iradesine sahip olduğundan şüphe etmeyi sürdürecektir. Bir denge kurabilecek, yeterli nüfuz ve karizmaya sahip bir kişilik ise henüz ufukta görünmüyor."
Eski CIA çalışanı Edward Snowden'ın ifşa ettiği bilgiler ışığında önce Amerikan ve İngiliz istihbaratlarının AB üyesi müttefikleri de izlemeye aldığı iddiaları, ardından Alman dış istihbaratının Amerikalılara milyonlarca telefon ve internet verisi aktardığının ortaya çıkması, seçimler öncesinde Alman siyasetini karıştırdı. Stuttgarter Zeitung'un yorumu şöyle:
“Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu ile istihbarat işbirliğinin araştırılması konusu acıklı bir oyuna dönüştü. Snowden'ın sızdırdığı bilgiler sonrasında önce Sosyal Demokratlar abartarak Başbakan Merkel'i görev yeminine bağlı kalmamakla suçladı, şimdi de Hrıstiyan Birlik partileri bilgi manipülasyonuna bel bağlıyor. Birlik partileri, halka hizmet söz konusu olunca net bir şekilde birbirinden ayrılması gereken konuları birbiriyle birleştiriyor. Dokuz hafta sonra hâlâ tatmin edici bir şekilde yanıtlanmayan son derece önemli soru şu: Amerikan ve İngiliz istihbarat birimleri Alman vatandaşlarını kitleler halinde dinliyor mu? Birlik partileri bu sorudan sıvışmaya çalışıyor, zanlı istihbarat birimlerinin ‘yok biz uslu uslu işimizi yaptık' şeklindeki sözlerine inanıyor…. ‘Sonuçta seçim kampanyası dönemindeyiz' denebilir. Olabilir. Ama gerçeğin ortaya çıkmasına yanaşmayanlar, 22 Eylül'de seçim lokallerini boş gördüklerinde şikayet etmesinler.”

Rusya Basını
Rusya'dan Kommersant gazetesi ABD Başkanı Barack Obama'nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapacağı görüşmeyi ertelemesini şu ifadelerle yorumluyor:
“ABD önemli sorunların tartışılmasını dondurdu. İlişkilerde sözü verilen 'yeni başlangıca' ara verilmesine karar verildi. ABD Başkanı Barack Obama'nın bu tarz bir ara verilmesi gerektiği konusundaki mesajının özellikle Rus dışişleri ve savunma bakanlarının Washington ziyareti sırasında gelmesi Moskova için nahoş bir sürpriz. Gerçi Rusya buna karşılık, iki ülke arasındaki ilişkilere etkisi olacak adımlar atmayacağı garantisi veriyor. Ama en azından bazı açılardan donmuş olan ilişkilerde buzların çözülmesi hiç de kolay olmayacak.”
Irak'ta hafta sonu meydana gelen saldırılarla ilgili olarak sol liberal İspanyol gazetesi El Pais'in yorumu şöyle:
“Amerikan birliklerinin Irak'tan çekilmesi ve Irak güvenlik güçlerinin ataleti, şiddetin yeniden alevlenmesine katkı sağladı. Krizin tırmanmasında en büyük suç, otoriterlikle yetersizliğin tehlikeli bir karışımını sunan Başbakan Nuri el Maliki hükümetinde. Irak'ın istikrarı tehlike altında. Batı ise çatışmaların karşısında çaresiz kalıyor. Bölgedeki hükümetler, çözüm arayışına katılmayıp toplum içinde nefreti besledikçe insansız hava araçları ve diplomatik girişimler pek de bir işe yaramıyor.”

Hollanda Basını
Hollanda'dan de Volkskrant ABD'nin başta Yemen olmak üzere birçok ülkede diplomatik temsilciliklerini kapatmasına neden olan saldırı istihbaratı hakkında şu yorumu yapıyor:
“Amerikan yetkili makamlarının tahmin ettiği büyük bir terör saldırısı gerçekleşmedi. Şimdilik. Bu, terörle mücadele politikalarını hem eleştirenlerin hem de savunanların kendi amaçları için kullanabileceği bir tespit. Konu hakkında daha fazla bilgi talebi ise sonuçsuz kalıyor. Zira gizlilik terörizme karşı mücadelenin bir parçası. O nedenle verilen hüküm, büyük oranda karanlıkta el yordamıyla bir şeyi tanımlamaya benziyor. Sonunda belirleyici olan, yetkililerin yapacağı tespite inanmaya ne kadar hazır olunduğu ile ilgili. Ancak bu hiç de tatmin edici değil.”

Fransa Basını
Fransa'dan Liberation gazetesi uluslararası toplumun Suriye'de pasif kalmasını eleştiren bir yoruma yer veriyor sayfalarında:
“Şam'daki rejim, sorunu tek başına çözmek için çatışmaların başlamasından bu yana teröre başvurarak Suriye'yi dünyanın geri kalanından ayırdı. Araştırmacı Gilbert Achcar nisan ayında ‘Suriye'de insanlığa karşı suç işleniyor. Sorumluluğun büyük kısmını da Batılı güçler taşıyor, zira tehdit altında olan bir halka yardım etmemek bir suç' demişti. O zamandan bu yana hangi devlet başkanı, Birleşmiş Milletler ya da Avrupa Birliği Komisyonu'nun hangi temsilcisi sesini yükseltip bu tahammül edilemez durumu artık kabul etmeyeceğini açıkladı? Hiç kimse. Halbuki bu durumu tevekkülle karşılamak en kötüsü.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.