Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (13 Ocak 2014)


İngiltere Basını
İngiltere basınında bugün, Fransa Cumhurbaşkanı'nın gizli ilişkisi, İngiltere'de yargı sistemine 'Masonlar' aracılığıyla sızdığı iddia edilen suç örgütleri ve Türkiye'deki gelişmeler öne çıkıyor.

Financial Times gazetesi Türkiye’de AKP hükümetinin internet yasağının genişletilmesini öngören kanun teklifine ilişkin bir habere yer veriyor.

Gazetenin Türkiye muhabiri Daniel Dombey’in imzasının taşıyan haberde, “Türkiye, hükümetin yolsuzluk skandalına yanıt olarak ülkenin yasal kurumları üzerindeki denetimi sıkılaştırdığı bir dönemde, internet üzerindeki kontrolü de artırma arayışında” deniyor.

Gazete, AKP’nin ‘öne sürdüğü yasa teklifiyle ulaştırma bakanlığı ve iletişim bakanlığına, gizliliği ihlal ettiği kanaatine varılan internet sitelerini ve müşterilerinin internetteki hareketlerini muhafaza eden internet hizmet sağlayıcılarını kapatma yetkisi verildiği’ yazıyor.

Financial Times, ‘torba yasası’ kapsamında sunulan teklifin, sansürlenen sitelere kullanıcı erişimi sağlayan internet servislerine (ISP) de kısıtlama getirebileceğini belirtiyor ve önceden uygulamaya konan kısıtlamaları hatırlatıyor:

“Türkiye’de çocukların korunması için hali hazırda internet filtreleme uygulaması var ve geçen yılın ilk altı ayında Google’dan 1.663 sitenin kaldırılması yönünde talep yapıldı, çoğu reddedilse de bu rakam diğer tüm ülkelerin üç katı.”

“Bazı muhalifler, yasa girişiminin, aralarında dört eski bakan ve Erdoğan’ın oğlu Bilal’in de bulunduğu hükümetle bağlantılı isimlerin hedef alındığı yolsuzluk skandalı ardından, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin iktidarı güçlendirme eğiliminin bir parçası olduğunu iddia ediyor.”

'İngiltere'de nefret suçları incelenmiyor'
Independent gazetesinin baş sayfa manşetinde İngiltere’de çoğu ırkçı nefret suçlarının polis takibine takılmadığına ilişkin bir özel bir haber yer alıyor.

Gazetenin, İngiltere hükümetinin yaptığı bir araştırmaya dayandırdığı haberde, polis soruşturmasına güven duyulmadığı için on binlerce nefret suçunun emniyet birimlerine bildirilmediği yazıyor.

Son üç yılda, İngiltere ve Galler’de bildirilen nefret suçlarının yüzde 20 oranında düştüğüne dikkat çeken Independent gazetesi, ırkçı veya dini gerekçelerle işlendiği iddia edilen suçların yalnızca beşte birinden azının soruşturulduğunu, bu soruşturmaların da üçte birinden azının mahkemeye taşındığını, hüküm giyenlerin ise çok az olduğunu belirtiyor.

Polisi eleştiren eylemciler, emniyet güçlerinin ‘kurbanları ortaya çıkmaları için cesaretlendirmek yerine, suç oranlarının düştüğünü göstermeye daha hevesli’ olduklarını söylüyor.

İngiltere yargısında Masonlar
Independent gazetesinde yer alan bir diğer özel haber de, organize suç örgütlerinin Mason locaları aracılığıyla ülkenin yargı sistemine ‘görevini kötüye kullanan yetkililer’ yerleştirdikleri belirtiliyor.

Gazetenin, Londra Emniyeti’nden (Metropolitan Polisi) sızan 2002 tarihli ‘Operation Tiberius’ adlı rapora dayandırdığı haberde, yeraltı örgütlerinin Masonlar arasındaki bağlantılarını kullanıp İngiliz Polis Teşkilatı Scotland Yard’a ‘görevini kötüye kullanan’ yetkililer sızdırdıkları yazıyor.

Independent gazetesi, “Gizli el sıkışmalarıyla meşhur Mason locasının uzun zamandır başta yargı ve polis olmak üzere adalet sisteminde üyeleri olduğundan şüpheleniliyordur. Siyasi kurumlar ve medyanın büyük bir bölümü bu görüşleri genellikle komplo teorisi olarak algılayıp göz ardı ediyor. Fakat Operation Tiberius, Independent’ın olası sorunla ilgili son altı ayda sızdırdığı ikinci polis raporu.”

Gazete 2008’de yayımladıkları ‘Project Riverside’ adlı raporda da Mason üyeler aracılığıyla organize suç örgütlerinin kendi çıkarları için polis memurlarının görevlerini kötüye kullanmaya teşvik etme girişimlerinin yer aldığını aktarıyor.

Independent’ın haberle ilgili görüşünü aldığı İngiliz Polis Teşkilatı Scotland Yard sözcüsü, “Londra Emniyeti, hiçbir yetkilimizin ve personelimizin khalkın polis duyduğu güveni sarsacak davranışlarına hoşgörü göstermeyecektir” açıklamasını yapıyor.

İngiltere akademisinde 'yolsuzluk'
Guardian gazetesi de baş sayfa manşetine akademi kuruluşları ve iş dünyasının iç içe geçtiğini iddia eden bir yolsuzluk haberini taşıyor.

Habere göre, İngiltere’de vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen bir akademi kuruşu zinciri, özel firmaların müdürlerine, mütevelli heyetlerine ve akrabalarına milyonlarca sterlin aktardı.

Gazetenin özel haberinde, en az dokuz farklı akademi zincirinden yapılan ödemelerin danışmanlık bedeli, müfredatlar, teknik danışmanlık ve malzeme, seyahat, harcamalar ve yasal hizmetler gibi hizmetler için yapıldığı belirtiliyor.

Guardian gazetesi, akademi kuruluşlarının ödemelerle yasaları deldiklerine ilişkin bir veri olmadığını ancak muhalefetin iktidara kuruluşların daha dikkatli denetlenmesi çağrısında bulunduğunu aktarıyor.

Haberde, muhafazakârlar tarafından kurulan bir akademinin, finansörün akrabalarının sahip olduğu şirketlere 1 milyon sterlinden fazla ödeme yaptığı verilen örneklerden biri olarak öne çıkıyor.

Fransız liderin gizli aşkı
İngiliz gazetelerinde öne çıkan haberlerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın birlikte yaşadığı gazeteci First Lady Valerie Trierweiler’in, Hollande’ın bir aktrisle gizli ilişki yaşadığının ortaya çıkması üzerine hastaneye kaldırılması.

Times gazetesinde yer alan bir analizde, Hollande’ın özel hayatıyla ilgili tartışmalardan kaçınmak isteyeceği ve kendisinin yalnızca ‘cumhurbaşkanı’ olarak yaptıklarıyla ilgilenen halkın anlayışına sırtına dayayabileceği belirtiliyor.

Fakat analizde, Hollande’ın bu meselenin üstesinden gelmekte başarısız olması durumunda dikkatini ekonomiyi canlandırmaya yöneltme çabalarının da sonuçsuz kalabileceği ifade ediliyor.

Fransız liderin gizli ilişkisinin ortaya çıkmasıyla ülke ekonomisine olan ilginin dağıldığını savunan gazetelerden biri de Financial Times gazetesi.

Gazetede yer alan analizde, skandalın zamanlamasının ‘çok kötü’ olduğuna ve Hollande’ın ‘ağır giden’ ülke ekonomisini canlandırabileceği konusunda halkı ikna etmek için Salı günü yapması beklenen konuşmadan yalnızca birkaç gün öncesine denk gelmesine dikkat çekiyor.

Fransa ekonomisini değerlendiren analizde şu ifadeler yer alıyor:

“Hükümet, Fransa’nın ‘Avrupa’nın hasta adamı’ olduğu iddialarına hiddetle karşı çıktı. İngiltere dahil hiçbir ülke, krizden Fransa kadar çok etkilenmedi. 2014’te yaklaşık yüzde 1’lik büyüme gerçekleşmesi ve yıl içinde işsizliğin euro bölgesi ortalamasının altında yüzde 11’e çıkması bekleniyor.”

Gazete, Fransa’ya iş dünyasının güveninin ve yatırımların azaldığını, devlet borcunun arttığını belirtip Hollande’ın hükümetin ilerlediğine yönelik bir işaret evermesi gerektiği yorumunu yapıyor.

Daily Telegraph gazetesi de baş sayfasında First Lady Trierweiler’in büyük bir fotoğrafını paylaşıyor ve iç sayfalarında geniş yer ayırdığı haberde Hollande’ın Salı günü yapacağı açıklamanın önemli olduğu vurgulanıyor.

Gazete, Hollande’ın Trierweiler ile ilişkisinin bittiğini açıklaması durumunda Trierweiler’in bir odasının ve yanında çalışan beş kişinin bulunduğu Elize Sarayı’ndan ayrılması gerekeceğini yazıyor.

Gazete ayrıca muhalefetteki UMP partisi başkan yardımcısı Daniel Fasquelle’in şu sözlerini aktarıyor:

“Fransızların First Lady’nin kim olacağını bilmeye hakkı var. Cumhurbaşkanı Elize’ye bir kadın yerleştirdiği andan itibaren ona ödeme başlıyor ve kendisine seyahatlerde eşlik edecek personel veriliyor. Bu halkı ilgilendiren bir mesele… Romantik fetihler yapacağına, ekonomik krizin acısını çeken Fransızlarla ilgilenmeli.”

Müslüman Kardeşler Londra'da
Daily Telegraph gazetesinde yer alan bir haberde, Mısır’da Muhammed Mursi’nin askeri darbeyle devrilmesi sonrası Müslüman Kardeşler üyelerinin de tutuklanmasıyla grup üyelerinin Londra’ya kaçtığı yazıyor.

Habere göre, Mısır’dan kaçan Müslüman Kardeşler üyeleri, Mursi’nin tutuklanıp daha sonra serbest bırakılan iki yardımcısı tarafından kuzeybatı Londra’daki Cricklewood semtinde kurdukları bir ofiste yeniden bir araya geliyor.

Adını vermek istemeyen Müslüman Kardeşler üyeleri, Londra’yı ‘güvenli’ olduğu ve ‘insan hakları ile sosyal adalete değer veren özgür demokrasinin başkenti olduğu’ için seçtiklerini söylüyor.

Türk modacıyla röportaj
Independent gazetesi Türk modacı ve tasarımcı Ümit Benan’la yaptıkları röportaja geniş yer ayırıyor.

Gazetenin muhabiri Rebecca Gonsalves’in yaptığı röportajda Benan’ın, Hollywood’da sinema dünyasına girmek isterken kendisini moda dünyasına çeken hayatı ve aile bağları irdeleniyor.

Paris’te modellerini tanıtacak olan Benan gazeteye verdiği röportajda, ailesinin özellikle de küçüklüğünde tekstil atölyesinde çalıştığı babasının kariyerinde büyük bir etkisi olduğunu söylüyor.

Avusturya Basını
Avusturya'nın saygın gazetelerinden Die Presse, Türkiye'deki son gelişmeleri değerlendiren 'Aniden muz cumhuriyeti, Cinnet içerisinde bir ülke' başlıklı bir haber yayımladı. Haberde "Kısa süre önceye kadar tüm bölge için model olarak gösterilen G20 üyesi ve AB'ye girmek isteyen ülke, aniden bir muz cumhuriyeti olarak karşımızda duruyor. Her yeni gün ortaya çıkan haberler, bir dosta yapılan kötü bir şaka gibi algılanıyor." ifadelerine yer verildi.

İstanbul muhabiri Susanne Güsten imzalı haber analizde, Türkiye'de Gezi olaylarından sonra ortamın sakinleşmediği belirtilerek, "Yolsuzluk skandalı ülkeyi sarstı. Erdoğan hükümeti etrafı kırıp geçiriyor. Gülen Hareketi ile güç kavgası alevlendi." yorumuna yer verildi.

Gelişmeleri, "Ayakkabı kutusunda saklanan milyonlar, bir bakana hediye edilen 200 bin avro değerinde saat, hükümetin kendilerine güvenmediği için yerleri değiştirilen binlerce polis, Başbakan'ın ayağına bastıkları için önemli soruşturmalardan el çektirilen istenmeyen savcılar. Türkiye'deki son yolsuzluk skandalı ve hükümetin verdiği tepki kimi takipçilerde absürt bir tiyatro izlenimi uyandırıyor." şeklinde anlatan haberde muhalefetin, "başbakan aklını yitirdi" iddiasında bulunduğu aktarıldı.

Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in gündemdeki yolsuzluk iddialarına dair "Kamu malına yönelik yolsuzluk iddiaları değildir. Bunlar bir şahsın menfaat elde etmeye yönelik bir takım iddialarıdır" açıklamasına yer veren gazete, "Hükümete göre kötü olan muhtemel yolsuzluk değil, yolsuzluğun ortaya çıkarılış biçimi." yorumunu yaptı.

Hükümetin gelişmeleri "paralel yapılar ve dış güçlerin seçim operasyonu" olarak değerlendirdiğini aktaran haberde buna delil sunulmadığı belirtilerek, "Görevden alınan 1500 polis ve savcı ile soruşturmalar ciddi anlamda zarar gördü. Bir dava açılıp açılmayacağı ya da ne zaman açılacağını kimse bilmiyor." ifadeleri kullanıldı.

Fransa Basını
Fransız Le Figaro gazetesi, Türkiye gündemine ilişkin bir yoruma yer veriyor. Gazetenin, Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi krizde Erdoğan'ın rolüne dair bir değerlendirmesi şöyle;

"Erdoğan'ın otokratik münasebetsizlikleri, kendisinin de gerçekleşmesine katkı sağladığı Türk mucizesine zarar veriyor. Adalet ve Kalkınma Partisi ile 2003 yılında iktidarı devraldığında, ülkeyi ordu vesayetinden kurtararak, siyasi hayatı demokratikleştirmişti. Ekonomiyi öyle liberalleştirdi ki Türkiye, Arap-Müslüman dünyasının modernleşmesi için model ülke haline geldi. Lord Acton şöyle der: 'İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak şekilde yozlaştırır.’ Erdoğan'ın diktatörlüğe yönelmesi, ülkesinin gelişiminin zarar görmesi, ülkesini istikrarsızlığa ve şiddete sürüklenme tehdidiyle karşı karşıya getiriyor. 2008 yılında tekrar seçilmesinden bu yana (Erdoğan) AKP’nin yönetim, ekonomi ve finans dünyası gibi kilit alanlarda iktidarı almasıyla birlikte kendi kişiliği çerçevesinde bir kült yarattı.”

Almanya Basını
Alman basını ağırlıklı olarak, Brüksel'in AB içinde serbest dolaşım hakkına kavuşan işsiz göçmenlerin sosyal yardımlardan yararlanmasıyla ilgili açıklamalarına ve hararetlenen yoksulluk göçü tartışmalarına yer veriyor.

'Münchner Merkur' gazetesi konuyla ilgili yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

”Brüksel konuştu ve sözleriyle bir takım siyasetçileri ve kanaat önderlerini afallattı: Zira, AB düzenlemelerine göre, herhangi bir işi olmayan göçmenin de yerleşmeye karar verdiği ülkenin sosyal yardımlarından para koparma hakkı bulunuyor. Bu da niyetin belli olduğu bir göçe karşı Hrıstiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinin endişesinin sadece kuruntudan ibaret bir yabancı düşmanlığı olmadığını, aksine bir sorunun mevcut olduğunu ve bu sorunu da sadece Bavyeralı Birlik partisinin dillendirmeye cesareti olduğunu gösteriyor. Almanya'da konuya dair yürütülen ve gitgide Bavyera karşıtı isterik bir hale dönen tartışmada, dönüm noktasına gelindi. Brüksel'in soğuk duşunun ardından sıra, sinir krizinin eşiğindeki koalisyon ortaklarına sakinleşme çağrısı yapacak olan Başbakan Merkel'de.”

Ulm’de yayımlanan Südwest Presse konuya dair yorumunda, Brüksel'i vatandaşın ve ülkelerin gerçeğinden uzaklaşmakla suçluyor, yorum şöyle:

“Avrupa Birliği Komisyonu'nun ‘normal’ insanın hassasiyetlerinden ne denli uzak olduğuna dair bir kanıta ihtiyaç duyulsaydı, işte şimdi o kanıt bulunmuş olurdu. Göç tartışmalarının ortasında Brüksel'deki uzmanlar, vakalara yönelik tekil soruşturmaların artırılmasını talep ederek bu yolla da iş sahibi olmayan göçmenlerin Avrupa Birliği ülkelerinde sosyal yardıma daha fazla erişimleri olabilmesini savunan tarafta pozisyon aldılar. Bu çıkışlarıyla AB uzmanları, Hrıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) içindeki dayanışmayı tehlikeli bir biçimde zora sokuyor. Kendisini vatandaşın yaşam gerçekliğinden bu denli soyutlayan bir Avrupa Birliği Komisyonu, desteğini kaybedecektir. Brüksel’deki merkeze faturayı seçmen, bir kaç ay içinde kesebilir. Ucu herkese dokunacak bir faturayı…”

Leipziger Volkszeitung, ülkede hararetlenen yoksulluk göçü tartışmalarına yer veriyor ve Almanya'nın bir göç ükesi olduğunu kabullenmesi gerektiğini belirtiyor;

“Her kim ki Romanya ve Bulgaristan'dan kitlesel bir yoksulluk göçü olacağı masalını anlatıyorsa, o aslında Sinti ve Romanlardan bahsediyor ancak bunu doğrudan söylemiyor demektir. Burada, iyi kötü Bulgar ve Rumen olarak kategoriler oluşturulmamalı. Ne var ki bu ülkelerin kalifiye vatandaşları çoktan Avrupa'ya ulaşıp, Almanya, İngiltere ya da İsveç'te doktor, hasta bakıcı ya da mühendis olarak çalışmaya başladılar bile. Eğer Avrupa'ya uygun yasalarımız var ve bu yasalarda kimlerin sosyal haklara tabi tutulup yardım parası alabileceği belirtiliyorsa, bu durumda bir şeylerin ters gitmesine imkân yok. Şayet eğer bu böyle değilse, o zaman da düzenleme yaparak, bir göç yasasını hayata geçirmeliyiz. Almanya yıllardır bir göç ülkesi ancak bunu ısrarla reddediyor. Bir şekilde hile yapıp, bunu kimsenin fark etmemesi umut ediliyor. Sevgili politikacılar, hayat değişim demek. Sadece biraz cesaret!”

Süddeutsche Zeitung ise bugünkü yorumunda 7-28 Şubat tarihlerinde Rusya'nın Soçi kentindeki Olimpik Kış Oyunları’na yönelik bir yorumu taşıyor sütunlarına. Gazete, ABD'nin olası saldırılar endişesiyle adeta güvenlik kuşatmasına alınan Rusya'ya, seyahat edilmemesi yönündeki uyarısını eleştiriyor. Yorum şöyle:

“Soçi, radikal, bölgede oldukça gösterişli, dinamik, davetkâr, korunaklı ve Kış Olimpiyatı için kullanılacak bir yaz cenneti. Ne var ki Soçi, son dakika tatilcileri için ucuz bir tatil yeri değil. Gelecek haftalarda, Kafkasya bölgesine seyahat etmek isteyen Amerikalı, planlarını çoktan yapmıştır. Kimisi atlet olarak zafer kazanmak için, kimisi haber yapmak için, kimisi taraftar olarak destek vermek için… ABD'nin seyahat uyarısını kim ciddiye alır ki? Moskova ve Saint Petersburg'daki metrolar, teröristler açısından yüksek güvenlik önlemleriyle kuşatılmış Soçi'den daha elverişli bir hedef olabilir. Eşcinseller uzun süredir zaten Rusya'ya gidemeyeceklerini biliyorlar. ABD’nin de şimdi seyahat uyarısında bulunması ancak zehirli bir mesaj olarak hizmet görüp, ülkedeki zaten kötü olan atmosferi daha da bozuyor.”

Belçika Basını
Belçika'dan De Standaard gazetesi ise İsrail eski Başbakanı Ariel Şaron'un ölümünü değerlendiriyor:

"Kimilerine göre Şaron, İsrail'in kılıcıydı. Kimilerine göre ise Sabra ve Şatila kasabıydı. Şaron 2006 yılında beyin kanaması geçirmeseydi, kimse bilançonun nasıl olacağını bilemez. İsrail eski başbakanları Menahem Begin ve İzak Rabin, terörist olarak başlamış olmalarına rağmen, Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüler. Ancak prensip olarak barış yanlısı oldukları için değil, şiddetin yalnızca şiddet doğurduğunu idrak ettikleri için... Elindeki tüm kana rağmen Şaron, kendine bağlı olanların beklentilerinin aksine hareket edebilecek bir lider kişilik pozisyonundaydı. Gerçek olan şu ki Şaron’un komaya girmesi ve Filistin eski lideri Yaser Arafat'ın ölmesinden sonra Ortadoğu barış müzakerelerinde bir arpa boyu dahi yol alınamadı.“

İsviçre Basını
İsviçre'den Tages-Anzeiger de Şaron’un ölümünü taşıyor yorum sütunlarına. Gazetenin yorumu şöyle:

"Şaron’un İsrail'i denilince akla kocaman Yahudi yerleşim yerleri geliyor. Filistinlilere ise sadece koridorlarla birbirine bağlı kendi kentlerini reva görüyordu. Şaron, bu yolla ne gibi bir gelecek tasarladığı bilmecesini, kendisiyle birlikte mezara taşıdı. Şaron'dan geriye, 2003 yılında tüm sınırlar boyunca duvar inşa eden, Arap topraklarını gasp eden ve ülkenin geri kalanını parçalara bölen kişi kaldı. Maksimum toprak, minimum Filistinli, muhtemelen hedefi buydu. 2005 yılında yerleşimcilerin ve ordunun Gazze Şeridi’nden geri çekilmesi kararının arkasında şüphesiz bir hesap vardı. Zira yerleşim yerleri, astarından pahalıya gelerek, yarardan çok maliyet getirdi. Şaron hafızalarda bir savaşçı olarak kalacak. Bir barış politikacısının büyüklüğünü hiç gösteremedi.”

İtalya Basını
Milano merkezli İtalyan gazetesi Corriere della Sera ise Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın, oyuncu Julie Gayet ile ilişkisi olduğuna dair iddiaları değerlendirerek, Fransızların bu skandaldan daha önemli sıkıntıları olduğunu yazıyor:

“Cumhurbaşkanı'nın çevresi haftalardır, kriz içindeki cumhurbaşkanlığının sosyal liberal bir dönüm noktasında olduğuna dair duyuru ve açıklamalar hazırlayıp duruyor. Konu ise işsizliğe karşı mücadelede, işletmelerle oluşturulacak bir ‘sorumluluk paktı.' Fransızlar için öncelikli olan konu bu ancak Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, yara almış hayat arkadaşının, aile içindeki büyük krize verebileceği tehlikeli tepki gibi, bambaşka konulara kafa yormak zorunda görünüyor. Buna bir de, dünyada halen önemli bir güç ve önemli bir nükleer cephanelik sahibi olan ülkenin başındaki adamın tutumundaki ciddiyet ve açıklıkla ilgili şüpheler ekleniyor.”

(dw türkçe/bbc türkçe/cihan)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.