Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (26 Şubat 2014)


İngiltere Basını
Daily Telegraph gazetesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi ve oğlu Bilal Erdoğan'a ait olduğu öne sürülen bant kaydıyla ilgili haberinde muhalefetin cesaretlenerek istifa çağrısı yaptığını yazıyor.

Gazete, bant kayıtlarını "alçakça, hayâsızca yapılmış bir montaj" olarak niteleyen Erdoğan'ın 12 yıllık iktidarının en zor zor dönemini yaşadığını belirtiyor.

Daily Telegraph şöyle diyor:

"Erdoğan, bundan, Fethullah Gülen'in idaresindeki 'paralel devleti' sorumlu tutuyor. 3 bakanının oğlunun, bir banka yöneticisi ve bir İranlı işadamının evine yapılan baskınlardan sonra Erdoğan kendisini suçlayanlara karşı atağa geçmişti."

'Komplolara inanma yatkınlığı'
"Meclis'e sunulan Meclis'ten gecen yeni yasalar, internetin sınırlandırılması konusunda (kurumlara) geniş yetkiler tanıyor, Başbakan'a bağlı olan istihbarat servisinin yetkileri artırılıyor. Hükümet 5 bin polisin yerini değiştirdi. Baskınlarla bağlantıları olan savcılar görevden alındı. Son bant kayıtlarına kadar hükümetin tepkisi ve Gülen'i işaret etmesi kamuoyu desteği açısından işe yaramış görünüyordu."

"Chattam House'dan Türkiye uzmanı Fadi Hakura, 'Hükümet Türklerin komplo teorilerine inanmaya olan yatkınlığından yararlandı' diyor.

Times gazetesi de bant kayıtlarıyla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma başlattığını belirtiyor. Gazetenin haberinde soruşturmanın kaydın gerçek olup olmadığını anlamak için mi yoksa Erdoğan'ın suç işleyip işlemediğini belirlememek için mi başlatıldığının belli olmadığını aktarıyor.

Guardian gazetesi de, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan'a ülkeden helikopterle terk etme çağrısı yaptığını belirtiyor.

Ukrayna'nın bölünme tehlikesi
Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç'in haftalardır devam eden protesto gösterilerinin ardından Cumartesi günü Meclis tarafından azledildiği Ukrayna'yla ilgili haber ve yorumlar gazetelerdeki ağırlığını koruyor.

Guardian gazetesi, Rusya'nun etnik Rusların yaşadığı Kırım'da varlığını hissettirdiğini, Ukrayna'nın ciddi bir bölünme tehlikesi altında olduğunu yazıyor.

Haberde özetle şöyle deniyor:

Geçici Cumhurbaşkanı Oleksander Turçenov, Kiev'deki devrimden memnun olmayan Rusya'nın Kırım yarımadasında ayrılıkçı duyguları körükleyeceği endişesinin arttığı bir ortamda ülkesinin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Turçenov, bazı yetkililerle yaptığı toplantıdan sonra "ayrılıkçı hiç bir işaret ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne yönelik tehditlere izin verilmemesi ve bunları yapanların cezalandırılması konusunu görüştük" dedi.

Kırım'ı ziyaret eden bir Rus milletvekili ise bölgede gerilimin tırmanması halinde Rusya'nın müdahalede bulunacağını söyledi. Leonid Slutski adlı milletvekili, 'Eğer oradaki soydaşlarımızın canları ya da sağlıkları tehlike altına girerse bir kenarda durup beklemeyeceğiz" diye konuştu.

Daily Telegraph gazetesi de Ukrayna'yla ilgili haberinde ülkenin bölünme tehlikesine dikkat çekiyor.

Gazete "Rus yanlısı rejimin devrilmesi, Moskova'nın ve Ukrayna'da Rusça konuşulan güney ve doğu bölgelerinin tepkisini çekti ancak devrim karşıtı gösterilerin büyük olmaması, henüz bölünme tehlikesinin büyük olmadığına işaret ediyor" diyor.

Daily Telegraph, dün Rusya'dan tansiyonu düşürücü mesajlar geldiğini, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Ukrayna'nın içişleri karışmayacakları güvencesini verdiğini ve "Ukrayna'yı ya bizimlesin ya da değilsin diye bir tercihe zorlamak tehlikelidir. Biz Ukrayna'nın kelimenin tam anlamıyla Avrupa ailesinin bir parçası olmasını istiyoruz" dediğini aktarıyor.

Muhammed Ali şikeyle mi şampiyon oldu?
Times gazetesi, Amerika Birleşik Devletleri'nde yeni açıklanan FBI belgelerine dayanarak efsanevi boksör Muhammed Ali'nin, kendisini bir anda dünyanın en ünlü sporcusu haline getiren zaferini şikeyle kazanmış olabileceğine işaret ediyor.

Gazete 24 Şubat 1964'te o zamanki adı Cassius Clay olan Muhammed Ali'nin Sony Liston'ı altı raundun sonunda yenerek şampiyon olduğu ve "Dünyayı salladım" sözünü söylediği maça gönderme yapıyor.

Times, Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu olduktan kısa bir süre sonra Muhammed Ali adını alan boksörün, şöhretine kapı aralayan zaferin Mafya'nın tertibi olabileceğini belirtiyor.

Haberde şöyle deniyor:

O zaman zaten Olimpiyat Şampiyonu olan Ali'nin komplonun içinde olduğuna dair işaret yok ancak Liston'ın performansı derhal şüphe çekti. Beşinci rauntta zorlanan Ali sonradan toparlandı fakat Liston omzundaki sakatlık nedeniyle yedinci raunda çıkmadı.

Maçtan tam 50 yıl sonra yayımlanan ve dönemin FBI başkanına gönderilen bir yazıda, Las Vegaslı bir mafya üyesi olan Ash Resnick'le ilgili şüphelere yer veriliyor. Houstonlı başka bir kumarbaza göre, Resnick ve Muhammed Ali'nin rakibi Liston maçın sonunda birer milyon dolar kazandı. Maçtan bir hafta sonra Sport Illustrated'da yer alan bir haberde maçın favorisi "Liston'ı desteklediği için" Resnick'in çok para kaybettiği iddia edildi. Ancak daha sonra derginin bu haberinin şikeyi örtbas etmek için yapıldığı söylendi.

Almanya Basını
Almanya’nın Mainz kentinden Allgemeine Zeitung Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile telefon görüşmesine ait olduğu iddia edilen kayıtlar ışığında Türkiye’deki durumu yorumluyor:
“Erdoğan hakkında istediğinizi düşünebilirsiniz. Batı ile İslam dünyası arasında kesişme noktası olan, savaş ve iç savaşların hüküm sürdüğü Ortadoğu sınırındaki ülkesi Türkiye'ye istikrar getirdi. Demokratik özgürlükler ve hukuk devleti için verilen mücadele kısmen sonuçsuz kalmasına rağmen bu istikrar, kimsenin yadsıyamayacağı kadar önemli. Şimdi ise sona gelindi. Erdoğan hükümeti geçen aylardaki yolsuzluk skandalından daha belini doğrultamamışken şimdi de Youtube’da kendisi ve oğlunu zan altında bırakan ses kayıtları ortaya çıktı. Şimdilik bu kayıtların orijinalliği kuşkulu olsa da görünen o ki şimdiye kadarki mutlak lider Erdoğan ile eski yoldaşı, yeni düşmanı Fethullah Gülen arasındaki nihaî güç savaşını artık durdurmak mümkün değil. Erdoğan bir zamanların her şeye muktedir Türk ordusunu siyasetin kontrolü altına almakla meşgulken, ABD’de sürgündeki Gülen, Türk polisi ve yargısının büyük bölümünü ele geçirmiş görünüyor. Hükümetin büyük bölümünün yıllar boyunca dinlendiği artık neredeyse tartışma götürmez hale geldi. Komşu Suriye’deki kanlı iç savaş göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin istikrarsızlaşması dünyayı çok namüsait bir zamanlamayla vurdu.”

Düsseldorf'ta yayımlanan Handelsblatt gazetesi, ABD Başkanı Barack Obama'nın silahsızlanma planlarını konu alan yorumunda şu satırlara yer veriyor:
“Nasıl ondan önce tarım ve sanayi büyük ölçüde değiştiyse savaşlar da büyük değişim geçiriyor. Savaş, insan gücünden sermaye yoğun işkoluna dönüşüyor. İşçi sayısı nasıl işverenin ekonomik gücünün aynası olamıyorsa, askerî güç de artık kara kuvvetlerinin mevcuduyla ölçülmüyor. İş hayatında olduğu gibi savaşta da bundan böyle donanım ve eğitim önemli rol oynayacak. Başkan Obama ve Savunma Bakanı Hagel Amerikan ordusunu Amerikan çıkarlarına ve vatan savunmasına, yani asli görevine göre düzenlemek niyetindeler.”

Berliner Zeitung, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in İsrail ziyaretine ayırdığı yorumda, Alman liderin barış süreci için İsrail Başbakanı'na yaptığı telkinlerin sonuç vermeyeceği görüşünü savunuyor:
“İki ülkenin başbakanları arasındaki buluşma, fikir ayrılıklarını arka planda bırakıp görüş birliği olan konuları öne çıkarma, başlığı altında da yapılabilirdi. Önemli olan Alman – İsrail dostluğuna gölge düşmemesiydi. Angela Merkel, İsrail'in Avrupa'daki en önemli hamisi sayıldığından Netanyahu kabinesi tarafından pek takdir edilmektedir. Filistin toprağındaki Yahudi yerleşimleri yüzünden çıkan görüş ayrılıkları bile büyütülmez. Pozisyonlar arasında dağlar gibi fark olsa da bu yüzden uyuşmazlık çıkarılmaz. Bunun ardında, Angela Merkel'in, işgal altındaki topraklarda sürdürülen yerleşim politikasını eleştirmekle bir yere varamayacak olmasından duyduğu yılgınlık yatmaktadır.”

Çek Cumhuriyeti Basını
Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan Pravo gazetesi, Ukrayna’daki Bağımsızlık Meydanı ve küresel protesto hareketleri arasında paralellik kurarak sosyal medyanın önemine dikkat çekiyor:
“Modern iletişim teknolojilerinin siyasetin karakterini nasıl değiştirdiği giderek daha açık görülüyor. İnternetteki sosyal ağlar resmî bilgilerin ördüğü perdeyi delmekle kalmayıp güçlü duygular uyandırıp büyük kitleleri harekete geçirebiliyor. Bir kriz durumunda gösteri organizatörleri devlet gücünden daha esnek bir şekilde tepki verebiliyor. Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nda son günlerde gördüğümüz gelişmelerin farklı yerlerde de tekrar edeceği kesin. Tüm otoriter rejimlerin liderleri korkmalı. Ama aynı zamanda Batılı liberal demokratlar da kendini güvende hissetmemeli. Çünkü Kiev Bağımsızlık Meydanı’ndaki gelişmeler İspanya’da sokaklara dökülen Öfkeliler Hareketi ya da ABD’deki Occupy Wall Street hareketiyle belirli bazı benzerlikler taşıyor.”

Moskova Basını
Moskova'dan Moskovski Komsomolez gazetesi ise Ukrayna’daki iktidar değişikliğinin ardından Kırım Yarımadası’ndaki durumu mercek altına alıyor:
“Rusya’nın Kırım’ı kaybetmesine üzülmeyen kalpsizdir. Ama Kırım’ı Rusya’ya geri vermek isteyenin de aklı yok demektir. Bu söz Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ait. Kırım’ı 1954 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden Ukrayna’ya vermek, dönemin Sovyet lideri Nikita Kruşçev’in en deli ve adaletsizce kararlarından biriydi. Ukrayna 1991 yılının aralık ayında bağımsız bir devlet olduğunda Kırım, ülkenin geri kalanına yabancı, alakasız bir yama gibi kaldı. Son yirmi yılda da bu durum değişmedi. Ama yine de Kırım uğruna şimdi yeni bir savaş başlatmaya değmez.”

Hollanda Basını
Hollanda'dan de Volkskrant gazetesi, Amerikan ordusundaki küçülme planlarını ele alıyor:
“Küçülme planlarıyla ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasının en küçük ordusuna sahip olacağı düşüncesi gerçi doğru. Ama aynı zamanda yanıltıcı. Modern Amerikan silahlı kuvvetleri, vuruş gücü, göreve hazırlık ve erişim alanı açısından tasarruf tedbirlerinin ardından da 75 yıl öncesiyle karşılaştırılamaz. ABD’nin son yıllarda askerî harcamalarını hızla artıran Çin ve Rusya’ya karşı askerî ve teknolojik üstünlüğü devam edecektir. Küçük pek çok orduya sahip Avrupa içinse değişen bir şey olmayacak. Avrupalıların istikrar ve güvenlik için daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda olduğu zaten önceden de biliniyordu.”

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.