Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (10 Nisan 2014)


İngiltere Basını
İngiltere gazetelerinin başlıklarından dikkat çeken bazı konular: Mısır'da yüzlerce kişiye idam cezası... Suriyeli muhalifler silah derdinde... Baltık ülkeleri 'Türk modeli' NATO gücü istiyor... Yunanistan tahvil piyasalarına dönüyor...

Mısır’da yüzlerce kişiye idam kararı
“Tamamen onun ilk beraat edeceklerden olacağını bekliyordum… Savcılık dosya mahkemeye gitmeden önce onu sorgulamamıştı bile. Sorduğumda bana yargıcın soru soracağını söylediler.”

Mısır’da idama mahkûm edilen 529 kişiden biri olan Ahmed Eyd’in eşi Maha Seyyid’e ait olan bu sözler Financial Times’ın haberinde yer alıyor.

Minye kentinde kurulan mahkeme kararını toplam 50 dakikalık iki duruşma sonrasında vermiş.

Hemen hepsi geçen yıl Temmuz ayında devrilen Müslüman Kardeşler üyesi Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi taraftarı olan 545 sanığa yöneltilen suçlamalar aynı: Matay polis şefi yardımcısını öldürmek, bir polisi öldürmeye teşebbüs, polis merkezini basarak silahlara el koymak.

Söz konusu olaylar geçen yıl 14 Ağustos günü başkent Kahire’de Mursi yanlılarına polis müdahalesinde onlarca kişinin ölmesinin ardından patlak vermişti. Minye’de üç gün süren olaylarda polis merkezinin yanında kiliseler ve Hristiyanlara ait işyerleri ateşe verilmişti.

Seyyid, avukat olan eşinin şiddet olaylarıyla ilgisi bulunmadığını, hatta Müslüman Kardeşler üyesi olmadığını ısrarla söylüyor.

Avukat Ahmed Şabib, sanık ailelerinin topluca hareket etmekten bile korktuğunu söylüyor.

Müslüman Kardeşler’e karşı olan Avukatlar Sendikası Minye Şube Başkanı Tarık Fuda bile, yargılamanın adaletsiz olduğunu ve kargaşaya yol açabileceğini dile getiriyor: “Bu hüküm İhvan’a sempatiyi artırarak negatif etkide bulundu. Doğru, Minye’deki gösteriler küçük ama asıl mesele insanların içinde kalan kısım. Şimdi bir şey yapmıyorlar ama bir sorun ortaya çıkarsa öfke patlaması meydana gelebilir.”

İdam kararlarını veren Yargıç Said Yusuf’un karşısına 1500 civarında sanığın daha çıkması bekleniyor.

Minye Valisi Selah Ziyade, Müslüman Kardeşler hareketini “ABD ile işbirliği halinde Mısır’ı bölmeye çalışmakla” suçlarken, mahkeme kararlarının nihai olmadığını ve çok basamaklı temyiz sürecinin olacağını hatırlatıyor.

Habere göre, hukukçular kararların temyiz sürecinde bozulmasını öngörüyor fakat halkın yargı sistemine güveni kalmamış durumda.

Suriyeli muhalifler silah derdinde
Times gazetesindeki bir haberde, Ürdün’de ABD’liler tarafından eğitildiği söylenen bir Özgür Suriye Ordusu savaşçısının anlattıkları aktarılıyor.

20 yaşındaki militan, 3 yıl önce Suriye rejimine karşı başkaldırının ortaya çıkış noktası olan Dera’dan gönderilmiş.

“Amerikalılar tarafından eğitildik. Onlara ilk isimleriyle sesleniyorduk ve bizimle İngilizce konuşuyorlardı” diyen savaşçı, koşu ve dayanıklılık eğitimlerinin yanı sıra; otomatik silahlar, el bombaları, anti-tank mayınları ve Red Arrow SPG-9 gibi anti-tank füzeleri üzerine eğitim aldıklarını belirtiyor.

Suriye Devrimi ve Muhalefet GÜçleri Ulusal Koalisyonu yetkilisi Raym Ellaf ise “gelişmiş silahlar” istediklerini” belirterek, “Çözüm siyasidir fakat ona ancak ÖSO kendisini hava kuvveti tekeline karşı direnebilirse ulaşabiliriz” diyor.

Baltık ülkeleri NATO’ya Türk modeli öneriyor
Financial Times’taki bir haberde, Baltık ülkelerinin Rusya’nın Ukrayna’daki girişimlerinin ardından NATO’dan topraklarında varlık göstermesini istediği ifade ediliyor.

Ukrayna’nın Kırım bölgesinin Rusya tarafından ilhak edilmesi nedeniyle kaygıları artan ülkeler arasında Estonya, Letonya ve Litvanya sıralanıyor.

Estonya Savunma Bakanı Sven Mikser şöyle diyor: “Bölgede olabildiğince güçlü bir NATO izi görmek istiyoruz… İnanmakta yalnız değilim ki daha güçlü caydırıcı güç kara güçleridir; ister burada, Baltıklar’da kalıcı olsun, isterse Türkiye’deki gibi dönüşümlü birlikler olsun.”

Bir diplomat ise henüz kara güçlerinin masada olmadığını, çünkü bunun Rusya tarafından nasıl algılanacağı konusunda kaygı bulunduğunu söylüyor.

Venezuela: 'Ayrıcalıklıların' protestosu
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile röportajı dün yayımlanan Guardian yazarı Seumas Milne, bugün izlenimlerini paylaşıyor.

Uzunca yazının başlığı özet niteliğinde: “Venezuela, protestonun ayrıcalıkların savunulması için de olabileceğini gösteriyor.”

Son aylarda sosyalist hükümete karşı protestolarda 39 kişinin ölümünü değerlendiren Milne’e göre, “Seçkinlerin çıkarı doğrultusunda Batı destekli sokak eylemi düzenli olarak kullanılıyor.”

Milne, ABD karşıtlığının yüksek olduğu ülkelerde benzer hareketlerin ortaya çıkabileceğini öngörüyor.

Yunanistan krizden çıkıyor mu?
Independent gazetesinin dünya sayfalarının kapağı, krizle ekonomisi iflas eden Yunanistan’ın yeniden tahvil piyasalarına dönüş yapmasına ayrılmış.

Atina’daki Nathalie Savaricas, hükümetin kağıt satarak milyarlarca Euro elde etmeye heveslenmesine karşın, sokakta yoksulluğun ve işsizliğin sürdüğünü anlatıyor örneklerle.

Hamish McRae ise analizinde, “Bu Yunanistan’ın sefaletinin sonu değil ama bir dönüm noktası” darken, 4 yıl önceki krizde Yunanistan’da büyük kayıp yaşayan yatırımcıların artık daha dikkatli olacağını söylüyor.

Almanya Basını
Offenburger Tageblatt, Ukrayna'nın doğusunda yükselen tansiyonu şu sözlerle yorumluyor:
“Ukrayna'nın bir bütün olarak geleceği yok artık. Rusya ülkenin doğusunu ilhak etme yoluna girdi. Peki, kim Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bu amaca ulaşmasını engelleyebilir ki? Kimse. Zira ABD ve AB bakmakla yetiniyor. Sert bir çatışmanın içine girmek bakımından Ukrayna fazlasıyla önemsiz. Kulağa pek hoş gelmese de durum bu. Brüksel tepki vermek için çıtayı çok yükseltti. Eğer Rus birlikleri Ukrayna'ya girecek olursa o zaman ekonomik yaptırımlar gündeme gelecek. Oysa Putin'in Ukrayna'da kendi birliklerine ihtiyacı yok. Kırım'ın ele geçirilmesini hazırlayan ve mevcut durumda Ukrayna'yı istikrarsızlaştıran, tepeden tırnağa kadar silahlı, anonim yardakçıları var.”

Braunschweiger Zeitung'un aynı konudaki yorumu şöyle:
“Sınırda bekleyen 40 bin askerlik Rus tehdidi karşısında Ukrayna baskı altında. Putin huzur içinde bekleyebilir. Eğer Ukraynalılar daha da huzursuz hale gelirse ve komşu ülkede bir iç savaş çıkacak olursa Rus birlikleri göreve hazır. Batılı devlet adamları Putin'in bu alaycı pişkinliği karşısında solda sıfır kalıyor. ABD, NATO ve AB'nin başka yaptırım imkanları bulunmuyor. Batı, sonuçları öngörülemez olduğu için askeri bir müdahalede de bulunmayacak. O zaman Putin'in oyuncağı durumundaki Ukrayna'ya olan hevesini kaybetmesini ümit etmekten başka geriye bir şey kalmıyor.”

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi, İspanya'nın özerk bölgesi Katalonya'da bağımsızlık talebinin daha yüksek sesle dile getirilmesini şöyle yorumluyor:
“İspanyol parlamentosu üç Katalonya partisinin bağımsızlık referandumu yapılması talebini reddetti. Uluslararası hukuk uzmanları ayrılmanın ancak ciddi insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda gündeme gelebileceği noktasında birleşiyor. Yani devletin bir bölgesindeki insanlar, diğerlerinin sahip olduğu özgürlüklere sahip olmadığında. Ama Katalonya baskı altında değil. Bağımsızlık çabasının arkasında yatan nedenlerden biri ekonomik: Katalonya, İspanya'nın zengin bölgeleri arasında. Bir diğeri ise duygusal: Birçok Katalan kendini İspanyol olarak hissetmiyor. Ama böyle bir sürecin sonu yok. Eğer ayrılıkçılığa kapı aralanacak olursa o zaman herkesin kendi devletini kurduğu bir modele varılacak. Küresel zorlukların olduğu bir dünyada bu kötü bir model olur.”

Die Welt gazetesi mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerini taşıyor yorum sütunlarına:
“Avrupa'da yaşıyoruz ama bu Avrupalıların olmadığı bir Avrupa. Bir Avrupa Parlamentomuz var. Dünyadaki tek doğrudan seçilen uluslar üstü kurum ama bu millet meclisi Avrupa Birliği vatandaşları üzerindeki etkisini her gün daha da yitiriyor. Peki, bu durum Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra değişecek mi? Hayır. Avrupa buna tahammül edebilir mi? Evet. Seçilmiş Avrupa Birliği Parlamentosu antlaşmalarda yapılan değişiklikler sonucunda hiç olmadığı kadar güçlü hale gelecek. Bir kriz parlamentosuna dönüşecek. Avrupa Birliği'nin içinde bulunduğu en çetin dönemde onun sureti haline gelecek. Yoksa bizim de artık ‘yaşanan bir Avrupa' ya da ‘Avrupa kimliği' gibi hayaller kurmaktan vazgeçmemiz lazım. İkisi belki de hiçbir zaman olmayacak. Hele hele küçük, gözetim altına alınabilir bölgelerde egemen olma arzusunun hüküm sürdüğü, ekonomik krizin ve güvencesizliğin olduğu bu zor zamanlarda hiç.”

(bbc/dw)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.