Demirtaş: 80 vekil olarak dokunulmazlığımızın kaldırılması için dilekçe vereceğiz


cihan/ajt

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Çin ziyareti öncesinde yaptığı açıklamalarına cevap verdi.  Demirtaş, Meclis'te yaptığı açıklamada HDP'li 80 vekilin topluca dokunulmazlığının kaldırılması için dilekçe vereceklerini söyledi.

Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Ceylanpınar'da iki polisin evlerinde uyurken vurularak yaşamını yitirdiği ve PKK'nın üstlendiği saldırıyla ilgili olarak, "Ceylanpınar'da yatağında uyuyan iki polis kirli bir şekilde infaz edildi. Kirli bir olaydır kim ne derse desin" ifadelerini kullandı.

Demirtaş, HDP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklıklarının kaldırılmasına yönelik açıklamalar için de "Yarın 80 milletvekili arkadaşımız, dokunulmazlıklarımızın kaldırılması için kendimiz dilekçe veriyoruz. Siz var mısınız?" diye konuştu. Tartışmalarla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada, HDP'li milletvekillerini kast ederek "Parlamento gereğini yapmalı. Dokunulmazlık zırhının kalkması suretiyle bunun bedelini ödemeliler" demişti.

'Sivil cunta yönetime el koydu'

Demirtaş, konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı suçladı:

"O dönem 'Seçim sonuçlarına razı olun' dediler. 'Milletin iradesinin üzerinde irade yoktur' diyenler, 13 yıldır millet, sandık diye bunu temcit pilavı gibi önümüze getirenler bugün halkın tercihi karşısında bir cunta devleti kurma yolunu tercih etmişlerdir. Ülkemiz 7 Haziran'dan alnının akıyla çıkmayı başarmıştır. Fakat 13 yıldır ben darbelerle mücadele ettim diyenler HDP'nin başarısı karşısında bugüne kadar savunduğunu zannetikleri ilkelerini bir kenara bırakıp ülkeye darbe yapmışlardır. 7 Haziran'dan sonra halkın iradesine Recep Tayyip Erdoğan darbesi yapılmıştır. Sivil cunta yönetimi hükümete devlete el koymuştur."

Demirtaş, “Kendilerine 'Milliyetçiyim' diyenler şimdi bu darbenin ortağı olmaktan utanç duymadan şakşakçılığını yapmaktadırlar. Hatırlarsanız ne diyordu 'Partimizden Saray'a gideni partimizden atarım' diyordu bu milliyetçiler. Bak, dün Saray'da elpençe divandılar. Hani Bilal'i istiyordunuz. Bak Bilal'i alamadınız, Hilal'i verdiniz. Gördünüz değil mi? Nedir bizim suçumuz? Yüzde 13 oy almış olmak. Halkın taleplerini sandığa ve parlamentoya yansıtmış olmak. Bunun dışında bize atfedilebilecek tek bir suç yoktur. Biz demokrasi gelişsin, bu ülkede adaletsizlikler giderilsin, eşitlik, özgürlük, bizim kalıcı sistemimiz yeni yaşamımız olsun diye mücadele ettik. Buraya gelen 80 parlamenter arkadaşımla parti yönetimimizle birlikte Türkiye'ye verdiğimiz sözü, barışı gerçekleştirmek için daha ilk akşamdan 7 Haziran akşamı barış görevine hazır olduğumuzu ilan ettik. Fakat yıllardır çözüm süreci, milli birlik beraberlik kardeşlik süreci yürütüyoruz, bunun için baldıran zehiri içeriz, bunun için kefen giyeriz diyenler 7 Haziran'da iktidarlarını yitirince onlar için barışın ne kadar önemsiz olduğunu ilan ettiler. Darbenin anlamı budur.” şeklinde konuştu.
"Dolmabahçe mutabakatına neden sahip çıkmadılar?"

Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı gerçekten anlayabildiğini, bir sarayı olduğunu, kendisine saraylar yaptırdığını vurgulayarak, şu değerlendirmeyi yaptı:

“İçini döşetmiş, daha oturamamış, hevesi var, koltuğu seviyor, iktidarı seviyor, parayı seviyor. Dolayısıyla çözüm demek, barış demek, demokrasi demek bunların kaybedilmesi demek. Ben onu anlıyorum. Ben o mutabakatın altına fiilen imza atan, orada oturan, açıklamayı yapan, bizatihi bu çalışmaların içerisinde gece gündüz emek harcayanları anlayamıyorum. Onlar niye sahip çıkamadılar. Bizim kadar siz de uğraştınız. Ahlaksız, gayri meşru bir iş yapmadık. Beraber Türkiye toplumuna barış sözü verdik, kamuoyunun gözleri önünde. Ve 1 hafta sonra bu iş bitiyordu artık. Şimdi bize çağrı yapan, efendim bize 'Gelin deklarasyon imzalayalım, şunu kınayın, bunu kınayın, siz silahtan, savaştan, kandan besleniyorsunuz' diyen AKP cenahına, sözcülerine, Sayın Başbakan'a, Sayın Cumhurbaşkanı'na Dolmabahçe mutabakatını hatırlatmak istiyorum. Türkiye'nin en büyük sorunu, 40 yıllık akan kanın kati suretle kalıcı olarak duracağı günlere 1 hafta, 10 günümüz vardı, 2.5 yıl çalıştık neden vazgeçtiniz? Bunu neden kamuoyuna açıklamıyorsunuz. Düşünün bir örgüt var, dağda silahlı, o örgütün lideri '1 hafta sonra çağrı yapacağım' diyor. 'Kongre toplansın diye haftaya çağrı yapacağım' diyor. 'Sadece heyet olarak tekrar geleceksiniz, oturacağız müzakereye başladığınız saatte ben çağrı yapacağım, silahlar bırakılacak artık.' Biz bundan büyük bir memnuniyet duyduk, siz neden bundan dolayı panikleniz? Sayın Cumhurbaşkanı PKK silah bırakacak diye neden paniklediniz? Siz engellediniz. Öyle görünüyor ki bugün PKK'liler dağdan silahla inseler önüne geçecek, 'Aman durun, inmeyin' diyecek. Böyle bir niyet yok çünkü. Çok açık söylüyorum, kardeşlerimiz, yurttaşlarımız, Türkiye'de yaşayan herkesin bunu çok iyi anlaması lazım. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı PKK'nin silahsızlanmasını durdurmuştur, önlemiştir. Dolmabahçe mutabakatında geldiğimiz o kritik noktada herşeyi tuzla buz ederek bütün süreci bitirmiştir. Çünkü önüne gelen anketler önüne gelen kamuoyu araştırma sonuçları bu sürecin ona başkanlık getirmeyeceğini görmüştür. ‘Ben Başkan olamayacaksam bu işten bana hayır yoksa masa niye olsun, süreç niye olsun, mutabakat niye olsun’ noktasına gelmiştir. Bize vatan haini, bize bölücü, bize terörist diye seslenen zatlar bizatihi bu ülkeyi ateşe atmışlardır. Bunu bütün inançlarım üzerine kutsallarım üzerine yemin ederek ifade ediyorum durum bu kadar nettir, bütün toplum bu yalın gerçeği bilerek hareket etmelidir. Ortada bir bölünme tehditi, ortada bir şiddet, savaş tehdidi yoktu halen yoktur. PKK denilen örgüt ülke bölünme stratejisinden 20 yıl önce vazgeçmiş. Ülkede bölünme tehdidi yok. Silah bırakmak üzere kongre toplayacağını açıklamış neyin tehdidinden bahsediyorsunuz, ortada tehdit yoktu. Yapacağınız tek şey en erdemli onurlu işi müzakereyi konuşmayı sürdürerek 1 hafta, 10 gün sonra sonuç alacak noktaya getirmekti.”

Evladını askere yollamış annelere, evladı polis olan annelere ve onların babalarına seslenen Demirtaş, şöyle konuştu: “Bunlar bizim evlatlarımız. Bu topraklarda birlikte kardeşçe yaşamak zorunda olduğumuz insanların evlatları. Bizim kardeşlerimiz. Biz tek birinin ölümünden asla ve asla üzüntü ve kahrolma dışında bir şey hissetmeyiz. Edemeyiz. Ama o anneler de babalar da şunu bilmelidir. Bu evlatlarımızı vatan savunması için ölüme göndermiyorlar. Saray savunması için bu çocukların cenazeleri Türk bayrağına sarılı tabutlar içinde geliyor. Saray için, vatan savunması için değil. Bu vatan hepimizin ortak vatanıdır. Vatanımın tehdit altındaysa hep birlikte el ele vatanımızı savunalım. Vatanımız düşman saldırısı altındaysa tarihte bunu defalarca yaptık. 1071’de yaptık, 1920’lerde yaptık. Bugün yine yapalım birlikte vatan savunmasını birlikte yapalım. Ama kimse bize bir partinin çıkarları hele hele bir kişinin saltanatı, iktidarı için evlatlarımızı kurban vermemizi istemesin. Sizlerde sesinizi yükseltmelisiniz. Bu çocuklar kolay yetişmiyor. Bir çoğumuz ana babayız, evlatlarımızın nasıl zorluklarla yetiştiğini biliyoruz. Onları sarayın çıkarlarına, hırsına, iktidarına kurban etmeyelim. Ortadan bir vatan savunması yok. Ortada bir tehdit yok, bunlar aldatmacadır.”

Konuşmanın ardından Demirtaş basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “PKK tarafından bir anlamda ihanete uğradığınızı düşünüyor musunuz?” sorusuna Demirtaş, “Bu ülkeyi ihanete uğratan AKP’nin kendisidir, verdiği sözden cayan AKP’nin kendisidir. Biz, bize oy vermiş insanların iradesini temsil ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Başka Haber Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Blogger tarafından desteklenmektedir.