Header Ads

Haluk Koç: Düşünce ve ifade hürriyeti çerçevesinde herkes düşüncesini, ifadesini yapar

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, bakan olduğunu unutarak, hükümet olma sorumluluğunu bir kenara bırakarak, konuk olduğu Anadolu Ajansı’nın “Editör Masası”nda Anamuhalefet CHP’yi eleştiren Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a, “çanak toplantı nasıl yapılır gösterdi; Türk basın tarihinde utanç abidesi olacaksınız” yanıtını verdi.

Koç  şu mesajları verdi:

Hafta sonundaki kurultayla ilgili, kurultayın organizasyonundan temel olarak sorumlu olan arkadaşlarımız büyük bir ihtimalle Cuma günü öğleden sonra ya da akşama doğru kongre alanında da sizleri bilgilendirme toplantısı yapacaklardır. Onu daha sonra belirtirler. Bütün bu hazırlıklarımız tamamlandı. Cumhuriyet Halk Partisi bütün illerinde kongrelerini tamamladı ve kurultayına da yenilenmiş bir delegasyonla gidecek. Bundan sonraki dönemde parti kurullarını, yönetimini oluşturacak yapıyla da çıkacak.

Dün acı bir olayla daha karşılaştı Türkiye. Daha doğrusu birbiri ardı sıra, birbirini tekrar eden bu acı olayların bir yenisiyle daha karşı karşıya kaldı. Bir devletin iki temel görevi var değerli arkadaşlarım. Bunlardan bir tanesi temel hak ve özgürlükleri korumak, adaleti sağlamak. İkincisi ise kamu düzenini korumak ve bunu sürdürmek. Devlet dediğimiz aygıtın bunlar iki temel görev alanı. Bugün Türkiye’de temel hak ve özgürlüklere yönelik en büyük tehdit bizzat hükümetin kendisinden kaynaklanan bir tehdit. Yani bakıyorsunuz bazen insanın tüyleri diken diken oluyor. Her ne kadar bugünkü anayasa çerçevesinde hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen en tepede Cumhurbaşkanı seçilen zat sürekli olarak günlük olayların içerisinde yorumlarıyla, telkinleriyle, yönlendirmeleriyle olayın tam içerisinde, merkezinde. Birde bakıyorsunuz bugün özür dilerim bu benzetmemden dolayı. Yüzü köseleyi andıran bir bakan Anadolu ajansının yetkililerini karşısına almış bir çanak toplantı nasıl yapılır, bir çanak toplantıda çanak sorular nasıl sorulur, bu çanak sorulara da yüzü kızarmadan milletin huzurunda nasıl cevap verilerek toplumun önüne çıkılırın örneğini ortaya koydu. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. Manzara bu. Kardeşim hükümet sensin. Suriye’nin içine bulaşan sensin, Ortadoğu’yu Türkiye’ye naklen taşıyan sensin, belayı Türkiye’ye davet eden sensin. Bütün bu yaşadıklarımızın temelinde sorumlulukların var. PKK boyutu ayrı, IŞİD boyutu ayrı. Bunların hepsiyle gününde aşne fişne olmuşsun. Öyle mi? Al takke ver külah, tencere kapak, ne derseniz deyin Türkçe benzetmeyle. Bunların hepsini yaşamışsın, yaşatmışsın bu millete. Oslo’da sarmaş dolaş olmuşsunuz. Öyle mi? İmralı’da, Kandil’de kucaklaşmışsınız. Öyle mi? Diyarbakır’da zılgıt çekmişsiniz, halay çekmişsiniz, zırıl zırıl ağlamışsınız, metiyeler düzmüşsünüz. Öyle mi? Doğuda, güneydoğuda bazı iller, ilçeler silah deposuna çevrilirken, cephane yığılırken gözünüzü kapatmışsınız. Mülkiye amirlere görmeyin, operasyon talimatı vermeyin emrini vermişsiniz. Oslo’da bizzat Türkiye’nin neresinde ne kadar patlayıcı depoladığınızı biz biliyoruz demişsiniz bunları kayıtlara geçirmişsiniz. Terör örgütünün liderine metiyeler düzmüşsünüz. Ondan sonra günün birinde film sizin istediğiniz gibi gitmediği zaman dönüp bunlar hiç yaşanmamış gibi, bunlar hiç olmamış gibi, bunlarda sizin hiç sorumluluğunuz, payınız yokmuş gibi. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır demem o. Utanmadan çıkıyorsunuz ve kendisini gazeteci olarak tarif eden çanak soru sorucularının önünde kalkıp Cumhuriyet Halk Partisini suçlamayı kendine hak görüyorsun. Olmadı Bekir bey olmadı. Zaten Türkiye’de ne kadar adaletsiz dönem varsa o dönemlerin Adalet Bakanı olarak ün yaptınız. Adalet Bakanlığı döneminiz şuanda Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişinin hukuksuzluklarını örtmek için hukuk yaratma, hukuk düzenleme dönemi oldu. Sizin siciliniz bu, kimliğiniz bu. Onun için kösele gibi bir yüzle kalkıp milletin önünde, milletin resmi ajansının önünde onların çanak sorularıyla hiç daha dün yaşanan acılar Türkiye’nin her tarafında olan sıkıntı, kamu düzeninin bozulması. Bunlar hiç gündeminde değil, dün beslediğin IŞİD’çilerin Türkiye’yi kana buladıkları gündeminde değil, sorumluluğun yok, aklında, fikrinde Cumhuriyet Halk Partisi.
Değerli arkadaşlarım, güleceksiniz gülünecek durum değil. Kelime arıyorsunuz uygun bir kelime yerine yerleştirmek için muhatap, muhatap bile değil. Değmez, kelime aramaya değmez. Geldiğimiz manzara bu. Acı ama bu.

2016 yılındayız. Demokrasi ve özgürlük açısından Türkiye 1990’ların bile gerisinde.

Güneydoğu’daki manzara ortada. Türkiye’nin her tarafında her an kendine canlı bomba deyip ortada dolaşan insanların işlediği cinayetler, katliamlar ortada. İnsanlar ölüyor. Dünde Sultanahmet’te biliyorsunuz hemen hemen hepsi turist olan birçok insan hayatını kaybetti. Hepsine rahmet diliyoruz, yakınlarına, kendi ülkelerinin vatandaşlarına da başsağlığı diliyoruz. Çok acı bir saldırı, Türkiye’yi çok değişik boyutlarda etkileyecek bunu hepimiz biliyoruz. Peki bu saldırı nasıl oluyor? Bu soruyu sorduğun zaman vatan hainisin bir defa. Bugünkü manzara bu. Nasıl oluyor, kim bu adam? Suudi Arabistan doğumlu, Suriye uyruklu, gelmiş 5 Ocak’ta biyometrik olarak tanınacak bütün bilgileri emniyete vermiş, göçmen şeyi almış, ikametgah çıkartmış. 3 kişiyle beraber bir evde kalıyor. Retinası okunuyor, parmak izi biliniyor, takipte. Fransa’da patlamalar olduğunda birisi yüksek perdeden bağırıyordu hatırlıyorsunuz. Senin istihbarat servisin çalışmıyor mu kardeşim? Bir ülkede cinayet işleniyorsa o ülkenin hükümeti sorumludur. Hiç sorumluları yok. Sorumlu CHP. Bekir efendiye göre sorumlu CHP. Bey demeyelim iltifat etmiş oluruz. Efendi deyiminden o mutlaka daha mutlu olacaktır. Adalet Bakanını kast ediyorum. Bekir efendiye göre suçlu CHP. Böyle bir mantık.

Diyarbakır Türkiye’nin en büyük şehirlerinden biri. 5 Haziran’da hatırlıyorsunuz bir patlama, fail ortada. Peşinden 20 Temmuz Suruç. Elini kolunu sallayarak gelen Adıyaman kökenli, menşei belli, hücresi belli tipler. Tık yaşadığımız olay ortada. Hemen peşinden sanki bir senaryonun diğer parçası devreye sokuluyormuş gibi Ceylanpınar’da şehit edilen iki polisimiz evinde uyurken ensesine kurşun sıkılarak hatırlıyorsunuz. O zamanda söylemiştik bu bir saray – PKK senaryosu demiştik. Türkiye’yi 1 Kasım’a götüren süreçte bir saray PKK senaryosu çalıştırılıyor demiştik hatırlıyorsunuz. Daha sonra Suruç’taki katliamın sorumlusunun kardeşi Ankara katliamının sorumlusu. Patlayana kadar bilinmiyor. Patladıktan sonra yakalanıyor onların ifadesi. Ortada yüzlerce ölü, kurban ve şimdi İstanbul Sultanahmet. Daha önce patlayan Rus asıllı canlı bombayı söylemiyoruz. İstanbul’a gelmiş. Kaç milyon mülteci var bugün? Kaçı IŞİD’in gizli uyuyan hücresi durumunda şuanda Türkiye’de? Bekir efendi sen CHP’yle uğraşacağına sen kamu güvenliğini sağla bakansın, hükümetin üyesisin. Kamu güvenliğini sağla. İnsanların toplu yerlerde dolaşırken can güvenliği içinde olmalarını sağla, huzurlarını sağla. Utanmıyor musun sen devletin ajansını karşına alıp çanak soru sordurmaya, çanak cevaplar vermeye ve naklen yayınlatmaya Türkiye’ye. İzan yok, utanma yok, arlanma yok, pişkinlik diz boyu. Yazıklar olsun size. Bunları sormayacak mıyız? Sorunca biz vatan haini miyiz şuanda? Şuanda ben Cumhuriyet Halk Partisi adına soruyorum kardeşim bu IŞİD’liler için birkaç öfkeli Sünni genç değerlendirmesi yapan senin hükümetinin başkanı değil miydi? Siz bunlara kol kanat germediniz mi? Siz bunları tedavi etmediniz mi, yatak bulmadınız mı? Siz bunların gelgitlerine, gidiş gelişlerine zemin hazırlamadınız mı, göz yummadınız mı? Bunları teçhiz etmediniz mi? Bunların hiçbiri olmamış, hepimizin zihni takıldı bir yerde o bölümleri unuttuk öyle mi?
Değerli arkadaşlarım, şimdi burada normal bir hükümet, aklı başında olan bir yapı, izanı olan, sorumluluğu olan bir yapı ve her şeyden önemli gerçekten hükümet etme sırasında vicdanı olan bir yapıda bu süreçleri takip eder, böyle bir eylemi de engeller. Bu kadar açık.

MAHKEMEDE SUÇUNU İNKAR EDEN SUÇLULAR

Değerli arkadaşlarım, hep söyledim bunları bir kere daha tekrar edeyim. Diyarbakır, Suruç, Ankara’yı seyreden, dünde Sultanahmet’te patlayan canlı bombayı mülteci olarak kabul eden, ikamet izni veren, biyometrik tanınması için bütün verilerini alan, parmak ve retina dahil. İkametgahında 3 kişiyle, 4 kişiyle kalmasını seyreden, patlayana kadar gönül rahatlığıyla bunları oturup seyreden siz değil misiniz Allah aşkına? Sorular bu kadar açık. Sen şimdi bırak CHP’yi suçlamayı sen bana şunlara cevap ver. PKK, bak Bekir efendi Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkede barışın ve huzurun yanındadır. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkede en önemli toplumsal sorun olan Kürt sorununun meşru zeminde geniş bir toplumsal mutabakatla çözülmesinden yanadır. Meşru devlet meşru zeminde TBMM’de bu sorunun tüm taraflar tarafından ele alınmasından yanadır. Daha hangi Türkçeyle söyleyeyim. Hala PKK – CHP diyor. Bak Bekir efendi sen unutmuş olabilirsin, daha düne kadar Oslo’da başlayıp İmralı’ya, Kandil’e kadar her türlü gizli kapaklı istişare mekanizmasını kuran sizsiniz. Boy sıranıza göre en tepedekinden senin boyuna gelene kadar, sen dahil. PKK’ya ve kadrolarına övgüler düzenler sizsiniz. Bazı yerleşim yerlerinin cephaneliğe döndürülmesine, tüneller kazılmasına, yok ve kimlik denetimleri yapılmasına, haraç alınmasına ses çıkartmayan bu alçakça teslimiyetin sergilenmesinin siyasi sorumluları sizlersiniz. Hukuk devleti, demokrasi ve meşru zeminde toplumsal mutabakatla çözüm ve barış aranmasını savunan CHP’ye karşı bunlar barışa, çözüme karşı diye ortalığı birbirine katanlarda sizdiniz. Şimdi bugün yaşadıklarımız karşısında hiçbir sorumlulukları yok bu arkadaşların. CHP’yi suçlayacaklar, akıl alacak gibi bir şey değil. Mahkemede suçunu inkar eden suçlu bunlar. Deminde söyledim yardakçılarda hazır. Bir görüş ileri sürülüyor boy sırasına göre tırrıt bütün yardakçılarda aynı konuyu işliyorlar. Türk basın tarihinde bir utanç abidesi olacaksınız. Bu dönemler yazılacak. Bakın gidin Ankara kitap fuarı var. Bakın orada belli yayın evlerinde Türk basın tarihinin de dönem dönem irdelendiği antolojik çalışmalar var. Bunlarda yazılacak. Hepimiz yok olacağız gideceğiz ama o dönemde isimleriniz bu dönemin yardakçıları, havuzcuları olarak yer alacak. Çocuklarınıza bırakacağınız miras bu olacak.
Değerli arkadaşlarım, onun için Bekir beye artık zavallımı desem, görüntüsü o şekilde suçlu. Suçluluğun verdiği bir ruh halimi desem, bu vebalin altında Bekir efendide kalmaya devam edecek.

CHP OLARAK DEĞERLENDİRMEMİZİ BİLDİRİNİN İÇERİĞİNDEN BAĞIMSIZ YAPIYORUZ

Değerli arkadaşlarım, bir başka soru, bir başka tartışma konusu bunu sizde soracaksınız. Bazı akademisyenlerin kendi görüşlerini ifade eden bir açıklama yapmaları ve ondan sonrasında kopan fırtına. Şunu ifade ederken baştan söyleyeyim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bildirinin içeriğinden bağımsız yapıyorum bu değerlendirmelerimi. Bildirinin içeriği ayrı. Ben o içerikten bağımsız yapıyorum bu değerlendirmeleri. Düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti, demokrasilerde temel alanlardan, kurallardan bir tanesidir. Bu çerçeve içinde bakmak lazım. Yani şiddet önermeyen, şiddete çağrı yapmayan, terörü teşvik etmeyen düşünceler ifade edilebilir. Düşünce hürriyetidir. Bu Cumhuriyet Halk Partisi olarak onu onaylıyor musunuz, onaylamıyor musunuz sorusu değil. Ben sadece içeriğinden bağımsız düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde bu değerlendirmemi yapıyorum. Peki aynı kişiler ne idüğü belirsiz gizli kapaklı barış süreci, çözüm süreci diye bir süreç çalıştırdığınız dönem sizi alkışladıkları zaman bunlar çok iyi akademisyendi öyle mi? Hatırlayın öyle mi? Sizi gidi sizi. Yani hatırlayın şimdi vatan haini, karanlık insanlar değerlendirme bu. Varsa karşı görüşün karşı görüşünü ifade edersin. Türk Ceza Kanunları içerisinde şiddete teşvik ya da teröre özendirme varsa ilgili maddeler çerçevesinde kovuşturma açılır değil mi? Bütün düşünce bu. Düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti, bizim baktığımız nokta budur. Yoksa içeriği konusunda tabi bizimde eleştirilerimiz var. Olay tek yanlı bir sorun çözümü değil, devlet tabi ki güvenlik için terörle mücadele de her şey yapacaktır. Bunu yaparken ulusal ve uluslararası hukuka, insan haklarına bağlı kalmak, devlet tarifinde olan bir olaydır. Bizim ifade ettiğimiz budur. Hiç orada bu zeminin kimler tarafından yeşertildiğini falan tekrar etmiyorum. Oraya girersek Bekir Efendiler ve onun sınıfındakiler sorumluluk almış oluyorlar biliyorsunuz.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNEMLİ OLMAYINCA 3. SINIF MAFYA BABALARI VAZİFE ÇIKARIYOR HEMEN

Değerli arkadaşlarım, bu çerçevede bakıyoruz tabi işin ilginç olanı hemen peşindeki en tepeden düşünce, ifade hürriyeti önemli değil, bir suçlama, bir hainlik kisvesiyle yaklaşma olunca 3. Sınıf mafya babaları bundan vazife çıkartıyorlar ve hemen balıklama atlıyorlar ve tehditler, bini bin para biliyorsunuz ortada dolaşmaya başlıyor. Bugün basında var. Savcılara bir çağrı var, TCK’nın 106. Maddesi çok açık. Eğer kendileri harekete geçmeyeceklerse bu ifadeler karşısında, ben buradan açık çağrı yapıyorum, TCK’nın 106. Maddesi açık, Cumhuriyet Savcılarının buradan, bu 3. Sınıf mafya babaları için harekete geçmesi gerekiyor.

TRT ZİYARETİ BİR KÜSTAĞLIĞA KARŞI UYARI

Değerli arkadaşlarım, TRT’yle ilgili de bir ufak değerlendirme yapacağım. Biliyorsunuz TRT’de bir yayın, dün arkadaşlarımızı oyalayan bir tavır, TRT Genel Müdürü sadece elektik faturalarından yapılan yüzde 2 kesintilerle yıllık 800 milyon lira geliri olan bir kurumdan bahsediyorum. Burası şu kanalı bu kanalı değil, herkes kendi havuz olmuştur, havuza yelteniyordur, uzağındadır, istediği gibi yayın yapıyor, kimseye bir şey demiyoruz. Burası TRT, kanunu var. Nasıl yayın yapacağına dönük TRT’nin kanunu var, bunların hepsi göz ardı edilmiş, beni Cumhurbaşkanım atadı, beni Başbakanım atadı, ben askerim diyen bir TRT Genel Müdürü randevu veriyor, mazeret uyduruyor, orada bulunmuyor biliyorsunuz. Oraya arkadaşlarımızın ne için gittiği belli. Türkiye Cumhuriyet’i tarihine damga vuran bazı kahramanların nasıl küçültüldüğü, nasıl aşağılandığına dönük bir program var ki Grup Başkanvekilimiz burada RTÜK’e de bu konuda bir şikayet mektubu yazdı ve burada bunu protesto etmek için gidiyorlar. Kendisine TRT Genel Müdürü’nün ve TRT’nin kanunla yayın yaptığını hatırlatmak istiyorlar. Kendisi en has havuzcu diye bas bas bağırıyor. Sergilenen bir küstahlık var ve milletvekillerimizde buna tepki veriyorlar. Bu bir baskın, bu bir başka kelimelerle ifade edilecek bir olay değil. Bir küstahlığa karşı, o küstahlığı yapanlara, yapmamaları gerekeni ifade etme uyarı toplantısıdır, ziyaretidir. Bu ziyareti bile provoke edecek tarzda yaklaşımda bulunuyorlar. Bugünlerde geçici, TRT’nin başındaki sayın müdür, bugünlerde geçici, senin de sırtına pulunu yapıştırırlar, gönderirler merak etme, sende ondan sonra süklüm püklüm hesap verenlerin arasında olursun. Bunlar yaşanmıştır, tarihte de yaşanmıştır, önümüzdeki dönemlerde de yaşanacaktır. Hiçbiriniz abat olmayacaksınız bu dönemdeki bu tavırlarınızla, bunu bilin. Utancı üzerinize kalacak ama sorumluluğunu da yargı önünde hepiniz bu dönemin taşıyacaksınız.

Evet değerli arkadaşlarım, orta vadeli programla ilgili de söyleyeceklerim vardı ama konuyu çok dağıtmamış olalım, onunla ilgilide zaten Sayın Faik Öztrak ve Sayın Selin Sayek Böke gerekli çalışmaları yaptılar. Sayın Böke bugünde ekonomi muhabirleriyle bir geniş değerlendirmek yaptı zaten.

Çok teşekkür ediyorum. Sorunuz varsa alayım diyeceğim ama siz herhalde cevapladınız hepsini diyeceksiniz. Şimdi belirli yerlerde şöyle çıkacak, CHP’de bu yapılan açıklamayı destekledi. Ben içeriğinden bağımsız bir yaptım farkındasınız. Düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti çerçevesinde düşüncelerimi ifade ettim. Zaten konuyla ilgili CHP’nin tutumu başından itibaren belli. Bu toplumsal huzursuzluk sorununun nasıl çözüleceği konusunda ki siyasi yol haritamız belli, önerilerimiz belli, tutumumuz belli. Şimdi bunu da kulağını tersten göstererek 40 türlü yansıtmaya çalışanlar olacaktır yarın. Ben şimdiden uyarayım, hiç zahmet etmeyin, ben ne söylediğimi de biliyorum, pozisyonumu da biliyorum.

SORULAR… SORULAR… SORULAR…

SORU- Belki bu noktada bildirge içeriğiyle ilgili de bir değerlendirme yapmanız daha uygun olabilir mi acaba?

HALUK KOÇ- Söyledim bakın, demin söyledim herhalde siz kaçırdınız, bu sorunun çözümü mutlaka geniş bir toplumsal mutabakatla, meşru zeminde, meşru siyasi aktörler tarafından taşınacak olan sorumluluklarla halledilir dedik değil mi? Bununla ilgili düşüncelerimizi de ifade ettik. TBMM’de de önerilerimiz açık. Sayın Başbakan’ın yaptığı ziyarette de bu düşüncelerimizi söyledik. Bunlar hem hata yapıyorlar, hata yaptıkları dönemde kutsanmak istiyorlar. Masa devriliyor yani şunu özetleyeyim ben, barış zamanında da ben haklıyım, barışı ararken de kendi yöntemime göre ben haklıyım, masayı deviririm gerekirse, savaş yaparım, savaş yaparken de ben haklıyım, ikisinde de haklı değilsin, bizim söylediğimiz o . Sorunun çözümü, geniş bir toplumsal mutabakatla ve meşru zeminde tartışarak olur, bunu söylemeye çalışıyorum.

SORU- Efendim konuşmanıza veda ederek başladınız, MYK salonunda tüm üyelere mi veda etti Sayın Genel Başkan…

HALUK KOÇ- Yok hayır, ben kendim size veda ettim. Parti Sözcüsü olarak bu son karşı karşıya gelişimiz dedim; bu dönemle ilgili.

SORU- Bu sizin tercihiniz mi? O anlamda sordum.

HALUK KOÇ- Evet, parti sözcülüğü ayrı bir görev, idari mali işler zaten ayrı bir sorun. Bir siyasi partide taşıması en zor alanlardan bir tanesi biliyorsunuz, hele böyle peş peşe seçim yaşanan senelerde mali işlere bakan kişinin nasıl bir mesai içinde olduğunu tahmin edersiniz.

SORU- Cizre ve Sur ilçelerinde sokağa çıkma yasağıyla ilgili bir ihtiyati tedbir kararıyla ilgili bir başvuru yapılmıştı, reddedildi AİHM tarafından. Bununla ilgili bir değerlendir alabilir miyiz?

HALUK KOÇ- AİHM tarafından tam reddedilmiş değil biliyorsunuz, reddedildi ama büyük daireye bırakıldı. Süreç yakından takip ediliyor çünkü bizim anayasamıza göre ya da iş mevzuatımıza göre geçen basın toplantısında ifade etmiştim yani uygulamalar şuanda adı konmamış bir olağanüstü hal yönetimi ya da adı konmamış bir sıkıyönetim uygulaması gibi algılanıyor hatırlıyorsunuz. AİHM başvurusunda da zaten kararı süreci takip etmek, taraftar dediği yani bu uygulamalara konu olan, yetkiyi kullanan tarafların davranışını takip etmek ve büyük daireye bırakmak şeklinde biliyorsunuz AİHM’nin kararı. Ben geçen hafta bu konuyla ilgili düşüncelerimi söylemiştim. Orada şunun hemen çarpıtılmaması için ifade edeyim, terörle mücadele, bir devletin yapması gereken en temel ödevlerden bir tanesidir. Bunu yaparken demin söyledim, yanlış çeviri olmasın diye Türkçe konuşurken bile tercüme etmek gerekiyor. Devlet bu terörle mücadele eylemini planlarken ulusal ve uluslararası hukuka bağlı kalarak bu görevini yapar. Bizim söylediğimiz bu. Geri kalan demin söylediğim gibi adı konmamış, tarif edilmemiş bir OHAL ya da sıkıyönetim şeklinde algılanıyor. Onu da geçen hafta söylemiştim. Hepsini birleştirirseniz tavrımız çıkıyor ortaya.

SORU- Hatırlatma yaptılar arkadaşlar, Sezgin Bey’in mecliste bu bildiriyle ilgili bir açıklaması olmuş. Biz parti olarak bu bildirinin arkasındayız gibi bir ifadesi olmuş.

HALUK KOÇ- Hayır efendim, parti olarak bu bildirinin arkasında değiliz. Ben partinin sözcüsüyüm, yukarıda da ifade ettim, düşünce ve ifade hürriyeti çerçevesinde herkes düşüncesini, ifadesini yapar, bu hürriyetten yararlanır. Teröre davetiye çıkartmadan, şiddeti teşvik etmeden bu düşüncesini ifade eder. Bunu hainlikle itham edenlerin kendi düşüncelerini ortaya koyması lazım, bunu söylüyorum ve şunu da altını çizerek söyledim, bu bildirinin içeriğinden bağımsız olarak bu değerlendirmeyi yaptığımı da 3 kere ifade ettim. Bu dördüncü oldu sayenizde. Teşekkür ederim.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.