Header Ads

Kitap Önerileri: 'Gezi'den Sonra Sınıf' ve 'Öteki Yunan Sol'u'


Gezi’den Sonra Sınıf, Neoliberal Sınıf Teorilerinin Eleştirisi

Kapitalizmin bekası için her zaman daha çabuk, daha fazla tüketmenin erdem haline getirildiği, tüketim yoğunluğunun refah olarak anlaşıldığı günümüzde tüketim ahlâkı toplumsal bilimlere de sızmış görünüyor. Çağdaş, modern teorisyenler, sosyologlar “eski teorilerden sıkıldık, hepsini tükettik, bize yeni teoriler, yeni sınıflar gerekli,” diye haykırıyorlar.

“mesele üç beş ağaç değil” sınıfsal…

Toplum bilimlerinde, toplumsal sınıfların ortadan kalktığı ya da önemini yitirdiği bunların yerini sınıfsal mevkilerin, habitusların, çoğunlukların, çeşitli modern tabakaların aldığı tezleri hemen hemen tüm tartışmaların odak noktasını oluşturuyor. Liberal eğilimleri ile ön plana çıkan toplum bilimcilerin çoğu, sınıflar ve tabakaları birbirine karıştıran tezleri piyasaya sürüyorlar. Bu tezlerin çoğu, daha iyi bir eğitim aldıklarından veya emekleri daha gözde, daha saygın kabul edildiğinden “orta sınıfı” meydana getirdikleri savunulan beyaz yakalılar, bilişim işçileri, plaza çalışanları üzerine yoğunlaşıyor. Çünkü klasik anlamda işçi sınıfının ortadan kalkmakta olduğu kabul ediliyor. Bu teorisyenlerden bazıları için, bilimsel değil, ahlaki savlarla destekledikleri sömürü kavramı, emeğini satarak geçinen ücretlilerle kapitalistler arasındaki bir ilişkiyi değil, ücretlilerin bir bölümü ile diğer bölümleri arasındaki ilişkiyi tanımlıyor.

"Sınıf tartışması bugün birçok ülkede sınıf mücadelesi içinde bulunanlar tarafından değil, akademik koltuklarına çökmüş profesyonel teorisyenler tarafından yürütülüyor. (…) sınıf siyaseti, “sınıfa bilinç taşıma” ya da akıl verme durumunda bu profesyonellerin büyük etkisi altında."

Önce siyasallaşmadan uzak bir “haysiyet ayaklanması” olarak tanımlandı Gezi. Ardından “beyaz yaka”ları saymaya başladılar, köfteciler ve çaycılar kimine göre “prekarya,” kimine göre “orta sınıf”tandı, veganlar dahil. En Marksist olanlar bile Gezi’nin sınıfsal faili olarak sosyolojik bir “orta”lamaya sığındılar: Halk –ve ayaklanması.

Anketler havalarda uçuştu, istatistikler tutuldu: Onlar hem “plazacılar” hem de “çapulcular”dı; mezun oldukları okula, kullandıkları otomobile, cep telefonu şarjlarına göre tasnif edildiler; katmanlara, tabakalara, segmentlere, fraktallara, dilimlere ayrıldılar… Ne var ki işçi sınıfına eser miktarda olsun rastlanılmamıştı.

Gezi’nin sınıf karakteri üzerine sıcağı sıcağına yapılan yorumlarda genelde Max Weber’den Anthony Giddens’a, Pierre Bourdieu’dan Guy Standing’e, Erik Olin Wright’tan Antonio Negri ve Michael Hardt’a pek çok teorisyenin savları temel alındı. Ardından teorileri, Gezi bağlamında, toplumsal sınıfların çözümlenmesi ve sınıfsal aidiyetlerin belirlenmesinde ikinci elden, yerli takipçileri tarafından pek çok makalede işlendi. Tümünün ortak yanı, tıpkı üstatları gibi, Marksist sınıf anlayışının 21. yüzyılın sorunlarını kavramaya yeterli olmadığını, çözümler üretemediğini kanıtlamaktı.

Selim Ergunalp tüm bu neoliberal sınıf teorilerini mercek altına alıyor, savlarını inceliyor, Marksizme yönelttikleri eleştirilerin bazen yanlış çevirilere ama genelde birinci elden kaynaklara başvurulmamasına dayandığını gösteriyor; ardından bakış açıları ve iddialarının temelsizliğini sergiliyor.

Bunu yaparken Levent Göker’den Sarphan Uzunoğlu’na, Ayşe Buğra’dan Can Özatalay’a, Levent Ünsaldı ve Güney Çeğin’den Utku Balaban’a ve daha pek çok yerli yorumcunun tezlerinin neden sınıfa yaklaşamadığını ve sınıfı geçemediğini de izah ediyor.

http://www.idefix.com/kitap/geziden-sonra-sinif-selim-ergunalp/tanim.asp?sid=I9TKLRYYRS3S7N3KA1IU
Syriza ve Yunanistan Komünist Partisi’nden öte SoL…

Sebastian Budgen, Yunanistan’ın bu karmaşık ve büyüleyici siyasi manzarasını, bir bilim ve eylem insanı ve Antarsya’nın önde gelen isimlerinden biri olan Panayotis Sotiris’le birlikte keşfe çıkıyor.

Yunanistan, muhtemelen Arjantin’in dışında, dünya üzerindeki en büyük ve en fazla çeşitlilik gösteren anti-kapitalist sola sahip olan ülkedir. Bu durum, uzun yıllar boyunca yaşanmış olan bölünmelerin ve varlığını sürdürmekte olan zengin anarşist ve komünist geleneklerin bir sonucudur. Hemen hemen her yerde anti-kapitalist sola egemen olan parçalanmışlık ve iç çatışmaların aksine, Yunanistan, aynı zamanda, bu güçlerin çok büyük bir bölümünün kalıcı bir işbirliği ve eylem cephesi inşa etmeyi başardıkları birkaç ülkeden de biridir.

Anti-Kapitalist Sol Cephe: Antarsya

Hemen hemen her yerde anti-kapitalist sola egemen olan parçalanmışlık ve iç çatışmaların aksine, Yunanistan, aynı zamanda, bu güçlerin çok büyük bir bölümünün kalıcı bir işbirliği ve eylem cephesi —Anti-kapitalist Sol Cephe (Antarsya)— inşa etmeyi başardıkları birkaç ülkeden de biridir.

Seçmen desteği düzeyinde, deyim yerindeyse mikroskobik bir büyüklüğe sahip olmasına —ve bu alanda tamamen Syriza ve Komünist Parti’nin (KKE) gölgesinde kalmasına— rağmen, Antarsya gerçek anlamda toplumsal köklere sahip olan bir örgüt ve bir dizi toplumsal hareketin seferber edilmesinde ve örgütlenmesinde çok önemli bir rol oynuyor.

http://www.idefix.com/kitap/oteki-yunan-solu-kolektif/tanim.asp?sid=PH8SIOT42Y3YU40MJHY9

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.