CHP sert muhalefete devam ediyor: Çocuk istismarcılarıyla el ele gezen bir parti ahlaktan bahsedemez



CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof.Dr. Haluk Koç, “Sayın Genel Başkanımızın dün ifade ettiği cümle üzerine fırtınalar kopartılıyor. Ne dedi? Muammer Güler’in soruşturma sırasında Rıza Sarraf’a söylediği cümleyi kullandı. Niye aklınıza başka şeyler geliyor? Aklınızın arkasında hep o var da ondan. Peki Muammer Güler ile Rıza Sarraf arasındaki ilişkiyi nasıl açıklayacaksınız o pencereden bakarsanız? Anlam çok açık, Yani orada bu ifade ’önünde siper, paspas olurum’ anlamına gelirken, siz buradan bir cinsi anlam çıkarıyorsunuz. Sizin kafanız tümden bozulmuş, tümden ayarlarınız bozuk sizin.” dedi.

Genel Başkan Yardımcısı Koç’un, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine ilişkin parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısındaki konuşması şöyle:

ÜÇ BEŞ TANE GÜRÜLTÜCÜNÜN ÖNÜNDE EĞİLECEK, GERİ ÇEKİLECEK KADROLAR DEĞİLİZ

Değerli arkadaşlarım, hoşgeldiniz. Parti Sözcümüz yurtdışında bir görevle bulunuyor. O yüzden eski görevimin bu hafta için geçerli olmak üzere devam ettiğini düşünebilirsiniz. Haftanın olaylarını değerlendirmek için Merkez Yönetim Kurulu Toplantısında konuşulanlar ve genel politika değerlendirmesi için karşınızdayım.

Hepiniz tekrar hoşgeldiniz. Alışık olmadığımız manzaralar yaşanıyor sizler de görüyorsunuz. Yani siyaset belli bir noktada kutuplaştırılmanın en uç noktalarına kadar gelmiş durumda. Bizzat Cumhurbaşkanı sıfatıyla tarafgirane görev yapmayı kendine şiar edinmiş kişinin konuşmaları da tuz biber ekti üstüne. Yeni Amerika’dan tokat yiyip dönen Türkiye Cumhuriyeti’ni rezil rüsva eden bir kişinin burada tekrar hiçbir şey olmamış gibi iç politikayı kutuplaştıran, geren davranışlarına bir kere daha tanık olduk.

Sabah da eksik olmasınlar daha önce Meclis Başkanlığını yapan, Adalet Bakanlığını yapan Sayın Şahin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezin’in önünü ziyaret etmiş. Halbuki dostumuzdu gelseydi çay da içerdik, kahve de içerdik, sohbet de ederdik. Şimdiye kadar kadınla ilgili her türlü aşağılama yapılırken sesini çıkartmayanların bir siyasi polemik noktası yakaladıklarında o mağduriyet pınarını nasıl kullandıklarını, tepe tepe nasıl sömürdüklerini bir kere daha görüyoruz. Hiç üzülmeyin, hepiniz gelin, yüreğiniz yetiyorsa sizde gelin. Hiçbirinize pabuç bırakacak yürek yok bizde merak etmeyin. Aslanlar gibi dururuz. Söylediğimizin de açıklamasını yaparız, ne kastettiğimizi de ifade ederiz, siyaseten de misyonumuz gereği olduğumuz yerde dururuz. Sizin gibiüç beş tane gürültücünün önünde eğilecek, geri çekilecek kadrolar değiliz biz.

GEZİ, ABD’NİN ERDOĞAN’A NASIL BAKTIĞININ BİR SİYASİ GÖSTERGESİ OLDU

Değerli arkadaşlarım, Amerika gezisinden başlamıştım. Biliyorsunuz benim tarzımı daha önce takip eden arkadaşlarımız genel bir girizgâhtan sonra başlıklar halinde değerlendirme yapıyorduk. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanı beraberindeki heyetle beraber nükleer güvenlik zirvesi için Amerika’ya gitti. Bu ziyaret aslında Türk – Amerikan ilişkilerinin dış politika bağlamında, Suriye savaşı başta olmak üzere bölgemizde yaşanan tüm gelişmeleri de beraber değerlendirdiğimizde, ABD’nin Türkiye’ye değil ama Erdoğan’a nasıl baktığının da bir siyasi göstergesi oldu. Ağırlığı, itibarı kalmamış bir kimlikten, siyasi kimlikten bahsediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütün detaylarını öncesinde yayınlanan bildirileri, daha sonra düşünce kuruluşlarını da zorla davet ettirerek kendinin yaptığı konuşmaları, oralarda estirilen çete terörünü… Bunların hiçbirisine girmiyorum ama kısacası, yaşanan acı tablonun sonuçlarından bir tanesi, düşünce kuruluşları, gazeteler, dergiler ve Türkiye’ye baktıklarında artık bir diktatörlük manzarasından başka bir şey görmediklerini bir kere daha anlamış oldular. Türkiye’nin gerçeklerini baskıyla, tehditle, yandaş basın eliyle halkımızdan ne kadar saklamaya çalışırlarsa çalışsınlar, içeride dışarıda bütün dünya ülkemizde yaşanan acı gerçekleri görüyor, değerlendiriyor. Üzüntü verici bir durum bu sayelerinde.

ABD’DE İÇİNE DÜŞTÜĞÜ MANZARA İÇLER ACISI

Değerli arkadaşlarım, burada muhtar arkadaşlarımı küçümsemek şeklinde almayın çünkü onları da kışkırtıyor konuşmasında. Ama orada yaptığı konuşmanın bir benzerini o Brookings Enstitüsü’nde yapıyor. Sanki içeride belli bir kitleye konuşma tarzı. Çünkü alışmış. Dinleyiciler bindirilmiş kıta olacak. Alkışlayanlar sorgulamayan, ne derse bir hikmet vardır şeklinde değerlendirenlerden olacak. Dışarıda buna göre aksi görüşte olanların oraya katılmaması için tertibat alınacak beyefendi konuşacak. Alışkanlık bu değil mi? AKP demokrasisi bu. Orada da aynısını yaşatmaya çalıştığı için içine düştüğü manzara gerçekten içler acısı. Ne kadarını fark eder, ne kadarını fark etmez; çok iyi yabancı dil bildiği için tercüme ediyorlar herhalde kendisine, ne kadarını algılar, ne kadarını algılamaz onu bilemem ama Türkiye için beyefendinin sebep olduğu manzara üzülecek, sıkıntı duyulacak bir fotoğraftır.

Değerli arkadaşlarım, burada en acı olanı ABD Başkanının ki, topal ördek konumunda Obama, Biliyorsunuz Kasım ayında yapılacak seçimler sonrasında Ocak’ta Başkan değişimi olacak. Önseçimler devam ediyor. Obama’nın bu pozisyonda dahi giderayak Türkiye Cumhurbaşkanı’na Türkiye’nin kurucu ayarlarını hatırlatmak zorunda kalması bizler için en azap verici, en utanç verici noktadır. Düşünebiliyor musunuz giderayak bir ABD Başkanı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ayarlarından bahsediyor. Acı mı? Utanç verici değil mi?

BU COĞRAFYADA TÜRKİYE’NİN YALNIZLIĞI GİTTİKÇE PERÇİNLENİYOR

Değerli arkadaşlarım, tabi Erdoğan aklı sıra çifte şantaj siyaseti izliyor. AB’ye dönük ayrı bir şantaj bu mülteci mübadelesinde, ABD’de de Suriye politikasında bir şantajla aklı sıra bir politika izliyor ve bunlar muhatapları tarafından sanki hiç fark edilmiyor, sanki hiç değerlendirilmiyor. Bu siyasetin sadece ülkemizi değil, Avrupa da dahil bütün komşu coğrafyalarımızı ne hale getirdiği ortada.
Değerli arkadaşlarım, sonuç Türkiye’nin yalnızlığı gittikçe perçinleniyor bu coğrafyada. Türkiye’yle ABD arasında Suriye krizi bağlamında yaşanan farklılıklar asla aşılamıyor. Çok net, çok açık bir gösterge. Ve Erdoğan’ın bir diktatör olduğuna dönük algılar dışarıda kesinleşiyor, yerleşiyor. Basın özgürlüğü olmak üzere Türkiye’deki tüm temel haklar alanında yaşanan sıkıntılar Erdoğan ve beraberindekiler ABD’deyken her gün Türkiye’ye ve muhataplarına hatırlatıldı. Yani Türkiye’nin dünyadaki itibarı bir kere daha sıfırlanmıştır. Amerika gezisinin tablosu budur. Tarifeli uçaklar dahil Maryland’deki mescit açılışının miting insan malzemesi de taşınarak her türlü gayret gösterilmesine rağmen Türkiye’nin itibarının sıfırlandığı bir dış politika aşamasını geçirmiş oluyoruz.

AHMET BEY, ÖZGÜL AĞIRLIĞINI KAYBETMİŞ BİR ETKİSİZ ELEMANSIN

Değerli arkadaşlarım, ikinci başlık, merak ettiğiniz başlıklara da geleceğim ama değerlendirme benim usulüm biraz daha farklı. Anayasa konusu; çok açık niyetleri bunları defaten söyledik. Efendim özgürlükçü, vesayetlerden arınmış bir katılımcı, çoğulculuğu öne alan bir anayasa istiyoruz. Geç bunları. Senin derdin bu değil. Senin derdin çok açık, çok net. Mesajlardan da belli. Yani böyle demokrat rolü oynamanıza gerek yok burada. Bunu müsvedde görevi gören Başbakana da hatırlatmak lazım. Öyle anlamsız anlamsız, manasız, her şeye gülerek, yok Kut’ül Ammare, Halil Paşa Bağdat, yok Hoca Ahmet Yesevi, Oğuzlar. Gel gel Anadolu’ya gel, Anadolu’ya gel. Anadolu’da, bu Anadolu’da, bu topraklarda bu tarih dilimi içerisinde verilmiş en kutsal, en mukaddes Kurtuluş Savaşı’nı ağzına bile alamayan bir Başbakan müsveddesinden bahsediyorum. Değeri olmayan. Her gün üst akıl diyorlar ya, siyasi üst akıl tarafından rütbeyi tenzil edilen, hadi kafiyeli olsun aynı zamanda rezil edilen, itibarsızlaştırılan, bütün dedikleri kısa bir süre sonra üst akıl, siyasi akıl tarafından tekzip edilen, ağırlığı sıfırlanmış bir Başbakan. Dün adamlıktan bahsediyor, ahlaktan bahsediyor. Sen önce dön aynaya bak. Hani sizden ayrılan biri özgül ağırlıktan bahsetmişti. O sende hiç kalmamış Ahmet Bey. Özgül ağırlığını kaybetmiş bir etkisiz elemansın şu anda. Getirdikleri durum seni bu. Acı ama siyasette geldiğin noktayı da tarif etmek gerekiyor. Senin fotoğrafın bu Ahmet Bey. Finlandiya’dasın birazdan Anadolu Ajansı eğer yazabilirse, cesareti varsa sana bu satırları getirirler danışmanların, okur değerlendirirsin. Öyle havaalanında giderken Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanına, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzel kişiliğine boyunu posunu aşarak, içinde bulunduğun manevi sıkıntıları aştığını zannederek hakaret etme hakkını sana böyle yedirirler Ahmet Bey. Sen de haddini bileceksin. Başbakanım diye geziyorsun Başbakanlık sorumluluğundan haberin yok. Sana Başbakanlık yaptırmıyorlar. Davulu takmışlar boynuna, tokmağı da almış birisi çalıyor sırtında. Sen de çaldırıyorsun. Manzaran bu.

AKP’NİN VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN KUMAŞINDAN DEMOKRAT ÇIKMAZ

Değerli arkadaşlarım, yani bunların anayasadan beklentisi şu; en tepedekinden en altındakine kadar her biri tek kişi vesayetine Türkiye Cumhuriyeti devleti ve kurumlarını teslim edecek, vesayeti orada perçinleyecek bir anayasa. Başkanlık sistemi dedikleri bu, bekledikleri bu. Ne diye rol kesiyorsunuz? Ne diye demokrat rolü oynuyorsunuz? Niyetiniz bu. Efendim CHP gelmiyor toplantıya. Senin niyetin bu. Sen gerçekten özgürlükçü, vesayetlerden arınmış, kişi vesayeti de dahil katılımcı bir anayasamı yapmak istiyorsun? Yargı bağımsızlığını pekiştirmek mi istiyorsun? YÖK belasını Türkiye’nin başından almak mı istiyorsun? Kişi hak ve özgürlüklerini teminat altına mı almak istiyorsun? Biz buradayız kardeşim. Ama bana Başkanlık sistemiyle tek kişi diktatörlüğünü perçinleştirecek bir anayasayla gelme. Sana Türkiye’yi teslim etmem, ettirtmem. CHP’nin tutumu, davranışı bu.
Değerli arkadaşlarım, yani ağızlarında böyle hiç yakışmayacak demokrasi, özgürlükler, baktığınız zaman eylemlerine bakıyorsunuz tümünü boşa çıkartacak uygulamalar, söylemler.

Değerli arkadaşlarım, başından itibaren söyledik AKP’den demokrat çıkmaz. AKP’nin kumaşından demokrat çıkartamazsınız. AKP ile demokratikleşme sağlanamaz. Bunu başından itibaren söyledik. Ama AKP’ye toz kondurmayan bir cenah vardı biliyorsunuz. Şimdi onlar bir dönem kullanıldılar, AKP’nin meşrulaşması için kullanıldılar. Şimdi yorum yapacak, kalem tutacak ne bir gazete köşeleri, ne de ekrana çıkıp fikirlerini söyleyecek bir televizyon camları kaldı. Tutulup atıldılar. Yaşadığımız geçmişi söylüyorum. Yani bir dönem bunlara toz kondurtmamak adına görev yaptılar. Şimdi bakın, hiçbirisinin ne köşesi var, ne televizyon camında yorumcu olarak bulunuyor. Havuzda boğuldu hepsi. Yoklar. Onun için AKP’den demokrat çıkartmaya uğraşmasın kimse. Bunu Avrupa kurumları da anladı 2010’dan sonra. Geç anladılar. AKP’nin ve bilhassa isimde söyleyeyim Recep Tayyip Erdoğan’ın kumaşından demokrat çıkmaz zorlamayın, yapmayın. Kendinize zarar verirsiniz, ülkeye zarar verirsiniz. Geldiğimiz tablo budur.
Değerli arkadaşlarım, bugün kayıtsız şartsız biat edenlere de bir sözümüz var. Yarın aynı akıbet sizi bekliyor. Ufacık bir zülfüyâra dokunun aynı gelecek sizi de bekliyor. Biz dost olarak uyaralım.

KÜRSÜ DOKUNULMAZLIĞI DIŞINDA MİLLETVEKİLİNİN DOKUNULMAZLIĞI OLMASIN

Dokunulmazlık üçüncü başlık. Bir tartışma gidiyor değil mi? Çıktı kendini Başbakan sanan Müsamere Başbakanı, kendi söylüyor öğretmeni öyle demiş küçükken, sen Başbakanlık yapabilirsin demiş, o da ciddiye almış bu işi hakikaten Başbakan olduğunu zannediyor bugün de, ne demişti? “Hodri meydan” demişti değil mi? Dokunulmazlıklar kalksın. Kardeşim biz 2002’den beri çok net söylüyoruz kürsü dokunulmazlığı sorumsuzluğu dışında hiçbir milletvekilinin dokunulmazlığı olmasın. Gelin 83’ü değiştirelim. Bunu yapamayız şimdi yani bizim sıkıntılı durumlarımız var. Geçici düzenleme yapalım. Bir seferlik yapalım, bütün bunları da ekleyelim. Tamam yapalım eyvallah yapalım ama 100. maddeyi de ekleyelim. Milletvekilinden öte bakanlar daha çok bu konuda irdelenmeye muhtaç. Yaşadığımız olayları hatırlıyorsunuz. Çünkü bakan icrayı sorumluluk noktasında kişi. 100. madde ona dokunulmazlık sağlıyor. Gelin 100. maddeyi de değiştirelim. Bir sefer de olsa tüm bakanlar da girsin bu işin içine. Hayır ben tam emanet edemem. Altından ne çıkacağı belli olmaz. Bunu hodri meydan diyen en kahraman kendini Başbakan sanan vardı ya bu söylüyor. Gel kardeşim hem 83’ü, hem 100’ü halledelim. Yani biz o işe gelemeyiz.
Terörle mücadele; terörle mücadele etmek istiyor musun? Balbay, Haberal, Engin Alan örnekleri ortada. Anayasanın 14. maddesi ortada. Teröre açık destek verenin 83. içerisinde dokunulmazlığı yok kardeşim. Varsa cesaretin at adım. Yani gel oyna. Oynayamam yerim dar. Gel oyna. Oynayamam yerim dar. Yeni gelin bunlar. Dokunulmazlık buraya döndü. Gel. Gelemem sıkıntım var. Bunu da katalım. Yapamam maruzatım var, ne olacağı belli olmaz. Altından başka şeyler çıkabilir. Hani teröre bulaşanları sen yapacaktın 14. madde açık. Bak daha önce milletvekiliyken hapis yatanlar var. Hatırlıyorsunuz bundan önceki dönemin başlangıcını. Bir şey yapamam. Nerede? Toz oldu bitti. Esti esti gürledi sonuçta bakıyorsun yaz yağmuru kadar bir şey düşmedi.



LEGAL GÖRÜNÜMLÜ İLLEGAL YERLERDE ÇOCUKLARIMIZIN IRZINA KAST EDİLDİ

Değerli arkadaşlarım, ekranları başında bizi dinleyen değerli yurttaşlarım. Şimdi son tartışma noktalarından bir tanesine özellikle gelmek istiyorum. Toplantıda da ele aldığımız konulardan bir tanesi oldu. Bu Ensar Vakfı’nda yaşanan çocuk istismarı konusu. Bazı gerçekleri sizlerle açık yüreklilikle samimi bir şekilde paylaşmak istiyoruz.

Bakın, anayasamızın 42. maddesine göre eğitim bir haktır, bir yurttaş hakkıdır. Devlet de bu hakkı yurttaşına vermekle yükümlüdür. Maddi imkansızlığı olan çocukların bu haktan yararlanabilmesi için gereken önlemleri hükümet alır. Anayasayı söylüyorum. Milli Eğitim Temel Kanunu’na ve ilgili kanunlara göre ilk, orta öğretim düzeyinde yurt ve pansiyon açmak ancak Milli Eğitim Bakanlığının görevleri içindedir. İlk ve orta öğretimde yurt ve pansiyon açmak ancak Milli Eğitim Bakanlığının görevleri içindedir. Milli Eğitim Bakanlığı sessiz, derin sessizliğe bürünen bir bakan var Nabi Avcı. Hani babacan gözüküyor. Konuşamıyor, konuşmuyor. Nabi hoca konuş. Senin bakanlığının görevi bu. Milli Eğitim Bakanlığı bu orta ve lise öğrenimindeki çocuklar için bu yurt, pansiyon açma işini bilerek ve isteyerek yerine getirmedi. 4+4+4 eğitim sistemi kabul edildikten sonra tam 17 bin köy okulu kapandı sevgili yurttaşlarım. Eğitim hayatına devam etmek isteyen çocuklar şehirlerde ve ilçelerdeki merkezlere gitmek zorunda kaldılar. Milli Eğitim Bakanlığı demin söylediğim gibi asli görevleri arasında olan yurt açma, pansiyon açma görevini yerine getirmedi. Maddi imkanı olmayan yoksul ailelerin çocukları bazı sapıkların dadandığı, ne idüğü belirsiz bazı vakıfların ve derneklerin eline düştü ve yönlendirildi. Dost acı konuşur. O çocuklar bizim çocuklarımız, bu milletin çocukları. O çocuklar sapıkların eline düşsünler diye yetiştirilmediler ey utanmazlar, ey arlanmazlar.

Kanunlarımıza göre özel kuruluşlar, vakıf ve dernekler demin vurguladım ilk ve orta öğretim düzeyinde yurt ve pansiyon açamazlar. Bu vakıflar yasadışı olarak yurtlar ve evler açtılar. Hiçbir denetim maalesef yapılmadı. Denetim yapmak isteyen Milli Eğitim Bakanlığı personeli baskı altına alındı. Gerçekleri paylaşıyorum. Denetim yok, soruşturma yok, suç işlenmesi için gereken bütün koşullar AKP’nin zihniyeti tarafından hazırlandı. Ve ne idüğü belirsiz adamların ellerine bu çocuklar teslim edildi. Legal görünümlü illegal yerlerde çocuklarımızın ırzına kast edildi. Karaman haberi böyledir. Daha önce Rize’de, Türkiye’nin değişik bölgelerinde adeta bir lağım patlaması yaşıyoruz. Birbiri ardı sıra çıkan haberleri, içinizde evlat sahibi olanlar var. Allah aşkına elinizi gerçekten yürek taşıyorsanız bu yüreğinizin üstüne koyun, o yürekte bir vicdan varsa onun üzerine koyun düşünün. O evlatçıkları düşünün.

O ÇOCUKLAR HEPİMİZİN, SENİN DE ÇOCUĞUN

Yaşları 9 ile 10 arasında değişen, 9 – 10 yaş dikkat edin, 9 – 10 yaş oyun yaşındaki çocuklarımızdan 45 tanesi Karaman’da Ensar Vakfı’na ait bu yurtlarda cinsel istismara uğradı. Bu, ortaya çıkanlardan bir tanesi...

Buradan bütün halkımıza, özellikle AKP’ye oy veren, muhafazakar, mütedeyyin insanlarımıza, kardeşlerime özellikle seslenmek istiyorum. “Ben muhafazakarım” diyen insanımızın özellikle vicdanına seslenmek istiyorum. Allah aşkına 9 – 10 yaşındaki bir çocuğa kelimeyi söylemek istemiyorum, cinsel istismar diyelim altını siz doldurun. Reva mı, bu kabul edilebilir mi? Buna neden olan koşullar niye oluştu diye sorgulayanlar bugün saldırılara maruz bırakılır mı? O çocuklar hepimizin, senin de çocuğun. Çocuk istismarcılarıyla el ele, kol kola gezen bir siyasi parti bugün ahlaktan bahsedebilir mi? Siyasi ahlaktan bahsedebilir mi?

HEPİNİZ VEBAL ALTINDASINIZ

Değerli arkadaşlar, bu çocuklar senelerce tacize uğruyor. Tertemiz yavrular bir sapığın elinde. Bu ortaya çıkanlar. Gerisini bilmiyoruz. Yıllarca bu istismara maruz kalıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi ilin valisi bu sapıkla fotoğraf çektiriyor, ilin milli eğitim müdürü fotoğraf çektiriyor. Yani neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Cumhuriyet Halk Partisi bu olayın üstüne gitmeyecek mi? Genel Başkan Yardımcımız Lale Hanım Bursa milletvekilimiz gitti heyetle, görüştü ailelerle, çocuklarla, çevreyle, raporlarını verdiler. Mecliste araştırma önergesi verdik. Araştırma önergesi bizzat AKP’nin oylarıyla reddedildi ve bu işten sorumlu olması gereken doktor, Aileden Sorumlu Bakan aklandı ve önünde sanki düğün olmuş da takı kuyruğuna girmişler gibi gidip tebrik ettiler, kutladılar. Neyi kutluyorsunuz? Yazıktır, günahtır, ayıptır, vebal altındasınız hepiniz.
Değerli arkadaşlarım, bütün bu sürece göz yuman AKP iktidarı hiç bağırıp çağırmaya bakmayın, hiç gürültüye bakmayın, hiçbir mağduriyet üretme lafına bakmayın A’dan Z’ye AKP iktidarı sorumludur.

“BİR SEFERDEN BİR ŞEY OLMAZ” UTANÇ DUYULACAK BİR SÖZDÜR

Değerli arkadaşlarım, niye Aileden Sorumlu Bakanı ön plana alıyoruz? Kendi sorumluluk alanında ve bu vakfa kötülük gelmesin diye istismara uğrayan çocuklar ve ailelerini değil, bu vakfı koruyan açıklamaların altına imza attığı için eleştiriyoruz. Sema Hanım’ı onun için eleştiriyoruz. “Bir seferden bir şey olmaz”, bu söz utanç duyulacak bir sözdür.

Değerli arkadaşlarım, şimdi burada Sayın Genel Başkanımızın dün ifade ettiği cümle üzerine fırtınalar kopartılıyor. Ne dedi? Muammer Güler’in soruşturma sırasında Reza Sarraf’a söylediği cümleyi kullandı. Niye aklınıza hemen başka şeyler geliyor? Aklınızın arkasında hep o var da ondan. Hep o var. Küçücük çocukları görünce bile aklınıza o geliyor. Annesinin dizinin altını görmek bile tahrik sebebidir diyen sapıklığı barındırıyorsunuz içinizde de, ondan o geliyor. Peki Muammer Güler’le Reza Sarraf arasındaki ilişkiyi nasıl açıklayacaksınız o pencereden bakarsanız? Anlam çok açık değil mi siz de biliyorsunuz. Cin gibisiniz bunu anlayacak kadar. Yani orada bu ifade önünde siper oldum, önünde paspas olurum anlamına gelirken siz buradan bir cinsi anlam çıkartıyorsunuz. Sizin kafanız tümden bozulmuş. Tümden ayarlarınız bozuk sizin. Evet, Sema Hanım, Aileden Sorumlu Bakan Hanım, çocuk istismarcılarının önünde kendini siper etmiştir. O sözleriyle bunu söylemiştir. Yeni bir söz de söylemiyor Sayın Kılıçdaroğlu. Ne söylüyor? Sayın Muammer Güler’in Reza Sarraf’a söylediği tapelere düşmüş cümleyi söylüyor. Literatüre siz kattınız bunu AKP’liler. Bu cümle sizin. Baktığınız zaman kaynakçaya AKP - Muammer Güler yazar. Hani o mecliste dördünü birden aklayacağım diye tıklım tepiş gece gündüz uğraştığınız dört bakandan biri.

Değerli arkadaşlarım, bunu yapmaktan utanmıyorlar. Şimdi yani söyleniş amacının dışında bir yorumla ele alıp siyaseti gerim gerim gerip Cumhuriyet Halk Partisi’ni, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sayın Genel Başkanını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzel kişiliğini, Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren 11,5 – 12 milyon insanı tümünü töhmet altında bırakıyorlar. Kim? Çocuk istismarına göz yumanlar. Kim? Eğitim sistemini altüst edenler. Kim? PKK’ya şehirleri açanlar gel yerleş, istediğin bombayı istediğin yere koy kardeşim iki gözüm diye şimdiye kadar önünde yatanlar. Yani PKK’yı siper edenler, koruyanlar.

SEN TAKİP ETSEN NE OLACAK, TAKİP ETMESEN NE OLACAK?

Değerli arkadaşlarım, durumdan vazife çıkartan müsvedde de konuşuyor havaalanında. Adam değilmiş de, adam yerine koymuyormuş da, Twitter’dan takipten çıkmış da. Sen takip etsen ne olacak, takip etmesen ne olacak? Cürmün kadar ateşin bile yok senin. Sen etkisiz elemansın dön kendi partine bak. Kaç kişi seni kâle alıyor partinde. Bak Binali’yi hazırlıyorlar. Sen önüne bak önüne. Sen yolcusun haberin yok senin. Sen Kemal Kılıçdaroğlu’yla, CHP’yle uğraşacağına otur da koltuğunun ayaklarını sağlamlaştır. Gidiyorsun Ahmet Bey, ipini çekmişler senin. İki günde bir tekzip ediyor seni üst akıl.

Değerli arkadaşlarım, şimdi ben bu gelişmeler üzerine sokağa dökülen, bağıran, çağıran, siyah çelenklerle ortalığı karıştıranlara çok açık milletin huzurunda şunları söylüyorum. “Kadın – erkek eşitliğine inanmıyoruz” diyen lider sizin lideriniz. “Dolmabahçe’de otururken Beşiktaş vapurundan inenlere bakıp da kadın mı, kız mı bilemem” diyen sizin lideriniz. “Kadınla erkek asla eşit değildir bu işin fıtratına terstir” diyen sizin lideriniz. Çok özür dileyerek söylüyorum geçtiği için, “Bacak aranızın resmini mi çekip koyayım” diyen milletvekili senin milletvekilin. Bu ülkede her gün kadın cinayetleri işlenirken, erkek – kadın eşitsizliği zirve yaparken, dünya sıralamalarında kadın hakları bakımından en dibe demirlemişken iktidarda olan senin partin. Bütün bunlar olurken bir kere kadın hakları için ağzını açtın mı AKP’li bayan kardeşim. Açabildin mi? Kurulu komut düğmesine basılacak geleceksin. Dön bak Türkiye’de eğer kadınsan haklarınız ne hale getirildi bir bak.
Değerli arkadaşlarım, bunlar değil mi Yırcalı’da zeytin ağaçlarını keserken köylü kadınlarımızı gazlayanlar. Bunlar değil mi Ali İsmail’in anacağını şehir şehir dolaştırıp o işkenceye maruz bırakanlar. Bunlar değil mi Berkin’in anacağını meydan meydan yuhalatanlar. Onlar kadın değil miydi? Hakları yok muydu bu toplumda? Hiç mi vicdanınız yoktu sizin o zaman. Mola mı vermişti, tatilde miydi vicdanınız, mühürlü müydü? Açın gözlerinizi. Bu gidişin sonu yok.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bütün bunları görmeyeceksiniz dünkü bu sözü amacının dışında yorumlayarak kalkıp Cumhuriyet Halk Partisini çarmığa germeye kalkacaksınız. Niye üstünüze alıyorsunuz bu lafları? Çünkü sizi yönetenlerin kafasının arkasında o tabir kullanıldığında başka şeyler var. Maalesef öyle. Ve bütün toplumu da böyle görüyorlar. Kötü bir durum ama yaşadığımız olay bu.

ARTIK RAHMET DİLEMEKTEN YORULDUK

Değerli arkadaşlarım, artan terör olaylarına da değinmek istiyorum. Bilmiyorum şu ana kadar bugün kaybettiğimiz şehidimiz var mı? İnşallah yoktur. Artık rahmet dilemekten yorulduk. Sayısını bile tam çıkartamıyoruz biliyorsunuz. Gün oluyor 7 – 8, 10’u buluyor. Ve çok açık söylüyorum bu konuda gerçekten yüreği yanan bir siyasetçi olarak kabul etmeyin, bu ülkenin değerlerine bağlı bir yurttaşı olarak içim yanarak söylüyorum. Kaybettiğimiz her evladımızın kanında AKP’nin yanlış politikaları var, sorumluluğu var, vebali var. Bu Başbakandır, MİT Başkanıdır, İçişleri Bakanıdır, yeni Cumhurbaşkanıdır, şimdiki Başbakandır, Başbakan Yardımcılarıdır. Var, var, var.

Tarih Eylül 2012, Eylül’ün ortası. Oslo’da basına yansıyan sözlerin dışında bir AKP – PKK mutabakat metni açıkladım burada ben, Parti Sözcüsü’ydüm… 9, 11 maddeydi. “Nereye ne kadar patlayıcı yerleştirdiniz hepsini biliyoruz” diyor devletin yetkilisi o masada. O masada ne vardı? O masada iki taraf var. Bir; Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığa gidiş yolundaki siyasi ihtirası. İki; Apo nezdinde bir takım özel istekler ve PKK’nın nihai hedefine ulaşması için talep edilenler. Masada bu var. Masanın altında da bomba var, kan var, pusu var, hainlik var, şantaj var. “Yapmayın” dedik. “Hukuk devleti kuralları dışına çıkmayın” dedik. “Bir terör örgütüyle görüşmeyin” dedik. “Bu iş görüşülecekse toplumsal mutabakatla mecliste olur” dedik. Dinlemediniz, göz yumdunuz. 200’den fazla 300’e yakın kere değişik kentlerde, ilçelerde müracaat edildi mülki amirlere, “PKK hareketliliği var, terör örgütü hareketliliği var, bir operasyon yapalım.” “Hayır” dendi. Üst siyasi akıl iradesiyle hayır dendi, göz yumuldu. 10 kilodan, 50 kilodan bahsetmiyorum değerli arkadaşlarım. Tonlarca bomba, patlayıcı istif edildi. Siz seyrettiniz, sorumluluğunuzu yerine getirmediniz. İşte onun için siz PKK’ya yardım ve yataklık yaptınız suçlamasını bütün bu gerekçelere dayanarak ifade ediyoruz.
Şimdi keskin milliyetçi, şehit cenazelerinde bugün muhtarlar toplantısında şehitliği anlatıyor. Sanırsınız ki oğlu gitti şehit oldu.

Değerli arkadaşlarım, evlatlarını kaybeden bu milletin anaları, bunu iki evladı da görevini yerine getirmiş bir baba olarak söylüyorum erkek evladım. İçim rahat. Daha bıyıkları terlemeden milyarder olacak oğlun, ondan sonra sen şehit üzerine, askerlikte yapmayacak, ondan sonra şehitler üzerine şiirler okuyacaksın. Şehitliğin mukaddesatını, şehitliğin kutsallığını bu millet biliyor. Ama bir de bunu anlatana bakarlar ne yaşamış hayatında diye. İstismara gelince sonuna kadar.

HİÇ KİMSE UMUTSUZ OLMASIN, BU BASKILARA BOYUN EĞMESİN

Değerli arkadaşlarım, Türkiye AKP’den büyüktür ve AKP’den kurtulacaktır. AKP’nin bu hastalıklı yönetim tarzından Türkiye mutlaka demokratik süreçler içerisinde çıkacaktır, kurtulacaktır. Hiç kimse umutsuz olmasın. Hiç kimse bu baskılara boyun eğmesin. Cumhuriyet Halk Partisi dün olduğu gibi, bugün de bütün toplumsal dinamiklerle beraber Türkiye’nin birlikte yaşama iradesini de koruyarak hep beraber AKP’nin karanlık faşizmine, baskısına karşı da, her türlü tezviratına karşı da siyasi mücadelesini yapacaktır.
Çok teşekkür ediyorum. Ben müsaade ederseniz hemen hemen sizin merak ettiğiniz bütün konulara değinmiş oldum. Soru almayayım, gündem başka boyuta gitmesin. Hemen hemen hepsine değindim beklediğiniz konuların.
Çok teşekkür ediyorum, iyi çalışmalar diliyorum.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Başka Haber Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Blogger tarafından desteklenmektedir.