Kılıçdaroğlu: Ne darbe ne dikta. Darbe fırsatçılığını kabul etmiyoruz

Hilmi Hacaloğlu/VOA

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Fetullahçı Terör Örgütü ile ilgili oldukları iddiasıyla binlerce kişi tutuklandı, 100 bini görevden uzaklaştırıldı. 21 Temmuz’da yürürlüğe giren Olağanüstü Hal beraberinde ve sonrasında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler işten çıkarma ve tutuklama sürecini hızlandırdı.

Çankaya Belediyesi’nde düzenlenen toplu iş sözleşmesi imza töreninden sonra konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeminde de Kanun Hükmünde Kararnameler vardı. Kılıçdaroğlu, hükümetin art arda çıkardığı KHK’ler aracılığıyla darbe fırsatçılığı yaptığını ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu: Ne darbe ne dikta, darbe fırsatçılığını kabul etmiyoruz

CHP lideri, “KHK’larla yönetilen bir Türkiye değil; Anayasa'ya, yasalara, hukukun üstünlüğüne uygun kimsenin mağdur edilmediği ama suçluların adil yargılandığı bir demokrasi istiyoruz. Medyanın özgür olduğu, gazetecilerin hapse atılmadığı, sanatçıların işine son verilmediği, bilim insanlarının tutuklanıp, hapislere atılmadığı bir Türkiye istiyoruz biz. Bunu savunmak sadece benim görevim değil. 15 Temmuz kalkışmasına karşı çıkan herkesin ortak görevi olmak zorundadır. Darbe fırsatçılığını asla kabul etmiyoruz. 'OHAL çıktı, KHK çıktı, şu muhaliflerin tamamını hapislere atayım' Bu da doğru değil ve inandırıcı değil. Ne darbe ne dikta, tam demokrasi istiyoruz” dedi.

Darbe hukukundan arındırılmış bir Türkiye inşa etmeyi arzuladıklarını belirten CHP Genel Başkanı, birilerinden emir ve talimat alan bir yargı değil, hukukun üstünlüğüne inanarak, karar veren bir yargı istediklerinin altını çizdi.
CHP, bazı KHK'ları Anayasa Mahkemesi'ne götürmeye hazırlanıyor

CHP lideri ABD Büyükelçi John Bass ile yaptığı görüşmede de partisinin bazı KHK'ları Anayasa Mahkemesi'ne götürebileceğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, TBMM'nin yetkisinde bulunan konuların KHK'yla düzenlenmesini doğru bulmadıklarını ve bu sürecin "cadı avı"na dönüştüğü yönünde şikayetler olduğunu ifade etti.

Can Atalay: Barış isteyen akademisyenler Anayasa’nın 130. Maddesine aykırı olarak ihraç edildiler

Sosyal Haklar Derneği Başkanı Can Atalay da çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle işten çıkarmaların neden olduğu hukuk ihlallerinin önümüzdeki dönemde dava konusu olduğu görüşünde.

Atalay, “OHAL ilanın gerekçesi, Fetullahçı yapılanmaya mal edilen darbe girişimidir. Ancak mesela Kocaeli ve Gazi Üniversitesi’nde Fethullahçılıkla ilgisi olmayan barış isteyen akademisyenler ihraç edildiler. Bunlar bu kapsamda değiller. Ayrıca Anayasa’nın 130. Maddesi ‘Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar’ der, buna da aykırı bir şekilde bu akademisyenler üniversitelerden ihraç edildiler” dedi.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2004 ve 2006 yıllarında Kamu Personel Rejimi’ni değiştirmek istediğini ancak o dönem başarılı olamadığını hatırlatan Avukat Can Atalay, bugün yapılan düzenlemelerin sosyal haklar bakımından emekçilerin alanlarına ciddi sınırlamalar getirdiğine dikkat çekti.

Atalay, “1933’ten hemen sonra Almanya’da gerçekleşen düzenlemeler buna benzer düzenlemelerdir. Bu bir kere başlarsa nereye varacağını tahmin edemeyiz. Üstelik suçun şahsiliğini de ortadan kaldırıyor. Darbe girişiminin liderlerinden olduğu söylenen ve bu durumuna benim de kanaat getirdiğim Semih Terzi’nin karısının tutuklanma gerekçesini bilmiyoruz. Bu kişinin eşinin noterde çalışan bir kişinin şiddetli müdahalesine maruz kalması hayırlı bir hadiseymiş gibi yansıtılıyor. Ayrıca Can Dündar’ın eşi Dilek Dündar da eşi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok iken İçişleri Bakanı’nın kullandığı bir yetkiyle pasaportunun iptal edilmesi durumuyla karşı karşıya kalıyor” dedi.

Sosyal Haklar Derneği Başkanı’na göre, her ne kadar “KHK’lar dava edilemez ve yürütmeyi durdurma verilemez” dense de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu açık.

“Tabii Anayasa Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay üyelerinin maruz kaldığı tutumdan sonra ne şekilde karar verir orası tartışmalı. Her yargıç esaslı bir şekilde vereceği kararı düşünecektir. Ayrıca Türkiye’de elverişli bir hukuk yolu olmadığından hareketle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gidilebilir. Dava açılamayacağına ilişkin hüküm, yalnız hukuk devletinin değil hukukun da sonudur.”

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Başka Haber Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Blogger tarafından desteklenmektedir.