Header Ads

CHP'nin 'Türkiye’yi Böldürtmeyeceğiz’ mitinglerinin ilki 3 Aralık'ta Adana'da yapılacak


CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, “Türkiye’nin bekasına, birlik ve beraberliğine zarar gelmesini istemeyen, hukuk devletinin yok edilerek adaletin birkaç kişinin iki dudağı arasında hapsedilmesinin toplumu çökerteceğini gören tüm duyarlı yurtsever insanlarımızı; faşist ve otoriter yönetim anlayışının ülkeyi giderek yalnızlaştırmasına tepki gösterecek tüm demokratları bu konuda tavır almaya çağırıyoruz. Tavır alın, korkmayın. Biz üzerimize düşen siyasi mücadeleyi yapacağız parlamentoda. Ne pahasına olursa olsun yapacağız. Tavır alın, susmayın, korkmayın; bu ülke sorunu, rejim sorunu, beka sorunu! Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri en kritik tartışma noktalarından birine geldi.” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Koç’un Merkez Yönetim Kurulu toplantısı sonrası yaptığı basın açıklaması şöyle:

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba arkadaşlar. Parti Sözcümüz Sayın Böke yurtdışında bir toplantıda görevli olarak. Dolayısıyla bu görevi geçmiş dönemde ifa eden ben onun yokluğunda geçici olarak bugün partimizin şu anda siyaset ortamında tartışılan konularla ilgili düşüncelerini paylaşmak üzere aranızdayım. Hazırsanız başlayabiliriz.

Evet değerli arkadaşlarım hoşgeldiniz. Merkez Yönetim Kurulumuzun bu haftaki toplantısı şu anda sonlanmak üzere. Gündemimizdeki konuları görüştük. Ağırlıklı olarak siyaset biliyorsunuz anayasa tartışmalarına kitlenmiş durumda. Türkiye’de sabah akşam hani şu kamu spotu yayınları var televizyonlarda biliyorsunuz, değişik sosyal duyarlılık alanlarında toplumu bilinçlendirmek için kamu spotu diyor, altında bir görüntü, bir olay irdeleniyor, kamu spotu diyebiliriz. Çeşitli iktidar yetkilileri de zaman zaman bu kamu spotu gibi “kandırıldık ey halkım unutma bizi” tarzından açıklamalar yapıyorlar daha önceki icraatlarıyla ilgili. Türkiye’yi bugün getirdikleri noktada sorumluluklarını unutturmak için, sorumluluklarını gözardı ettirtmek için adeta “kandırıldık ey halkım unutma bizi” kamu spotlarına devam ediyorlar. Tabi çoğu akla ziyan açıklamalar bunların. Hakikaten akla ziyan açıklamalar. Yani kendileri bilmiyorum daha sonra kendilerini, söylediklerini izliyorlar mı, izleyebiliyorlar mı, gülümsemeden kendilerini seyredebiliyorlar mı, bu da ayrı bir konu. Tabi baskıcı dönemlerde biliyorsunuz mizah en çok baskılanan araçlardan bir tanesi oluyor. Türkiye’deki mizah üreticilerinin en önde gelenlerinden Musa Kart’ta şu anda tutuklu olduğundan bir korku silsilesi olarak diğer mizahçılar da bu akla ziyan açıklamaları maalesef karikatürleştiremiyorlar, gülmeceleştiremiyorlar, toplumun önüne bu haliyle getiremiyorlar.

TÜRKİYE 15 TEMMUZ’A NASIL GELDİ?

Değerli basın mensupları, değerli yurttaşlarımız; 15 Temmuz sonrasında Türkiye değişik bir atmosfere büründü. Şunu baştan söyleyelim ki demagoji yapılmasın. Şunu baştan söyleyelim ki, o kamu spotu gibi akla ziyan konuşmalar yapan iktidar yetkilileri olayı saptırmasın. 15 Temmuz’daki darbe girişiminin sorumluları kimse bunlar behemehâl yakalanıp hukuk devleti kuralları içerisinde mutlaka adaletin karşısına çıkartılmalı. Bunda hiç şüphe yok. Demagoji dedim hani bunları savunuyorlar anlamına söylerler diğer söylediklerimi. Fakat bizim sorduğumuz şu; 15 Temmuz’a Türkiye nasıl geldi? 15 Temmuz’a gelirken bu yolun taşları nasıl döşendi, hangi ortaklıklarla döşendi, kimler tarafından döşendi, kimlerin göz kapatmasıyla döşendi, kimlerin siyasi müsaadesiyle döşendi, kimlerin siyasi çıkar beklentileriyle döşendi? Biz bunları soruyoruz. Bunları sorduğumuz zaman zıt yok. Kandırıldık ey halkım unutma bizi kamu spotu bir AKP yetkilisi bazen bir profesör oluyor, bazen bir akla ziyan açıklama yapan başka bir yetkili oluyor. Sorular çok açık. Türkiye 15 Temmuz’a nasıl geldi? Bu yolun taşları nasıl döşendi? Bu siyasi hataları kimler yaptı? CHP diye duyar gibi oluyorum. Öyle ya CHP iktidardaydı değil mi yanlış bilmiyoruz. Akla ziyan açıklamalar deyince onu söylemek gerekiyor.

TÜRKİYE’Yİ BÖLÜNMEYE GÖTÜREBİLECEK BİR ANAYASA TARTIŞMASINA GİRİYORUZ

Değerli arkadaşlarım, bu sorulara cevap yok. Bir korku toplumu oluşturuldu 15 Temmuz’dan sonra. İnsanlar düşüncelerini ifade edemez hale getirildi. Bu yetmedi toplumsal baskı, siyasi baskı öyle arttı ki, ticaret yapıyorsa ticari alandaki baskı. Bir sendikacıysa bir STK temsilcisiyse o alandaki baskı. İnsanların üzerine öyle karanlık çöktü ki, düşünce ifade edememe yavaş yavaş taraf olarak belirme zorunluluğuna dönüştü. Kişiler taraf olmaya başladılar ve taraf olduklarını beyan etmeye başladılar. İktidarı bu da doyurmadı, yetmez dedi. Benim projem herkesin yandaş olması. Korkup sesini çıkartmaman yetmiyor. Daha sonraki kademede taraf olman o da yetmiyor. Yandaş olacaksın. Yandaş ne demek? Akla ziyan da olsa benim söylediğim ne varsa onu tekrar edeceksin. Yandaşlık o. Gözünü kapayacaksın biat edeceksin. Böyle bir toplum yaratmaya çalışıyorlar. Ve böyle bir toplumda biz anayasa tartışıyoruz değerli arkadaşlarım. Ve Türkiye’nin geleceğine yön verecek bir anayasa tartışıyoruz. Türkiye’nin bekasının konu edildiği bir anayasa tartışıyoruz. Açık söyleyelim Türkiye’yi bölünmeye götürebilecek bir anayasa tartışmasına giriyoruz. Hangi ortamda? Olağanüstü Hal ortamında. Hangi ortamda? Demokrasinin kısıtlandığı ortamda. Hangi ortamda? İnsanların zorla yandaş hale getirildikleri ortamda. Hangi ortamda? Haksız tutuklamaların, gözaltıların, düzmece, kurgu davaların gündeme getirilip insanların hapsedildikleri ortamda. Hangi ortamda? İnsanların önceden hazırlanmış listelerle işinden, gücünden, evinden, barkından edildikleri bir ortamda. Ne tartışıyoruz? Türkiye’nin geleceğini tartışıyoruz. Ne tartışıyoruz? Türkiye’nin bekasını tartışıyoruz. Türkiye’nin bölünüp bölünmeme sorununu tartışıyoruz. Bu kadar ciddi bir sorunu böyle bir ortamda tartışıyoruz.

Şu anda bir üst yetkili canlı yayındadır mutlaka. Biz konuşuyoruz ama onlar zorla değil mecburi yayınlanıyor biliyorsunuz. Ben bu arada bütün televizyon kanallarının, havuz zaten bu işi gönüllü yapıyor sermayesi o. Ama diğerlerine de acı duygularımı belirtiyorum. Çünkü kendi yayın akışlarını sabah, öğlen, akşam konuşma zorunluluğu hisseden kişilere ekranı açma zorunluluğuyla karşı karşıya kalan genel yayın yönetmenlerine üzüntülerimi, sıkıntılarımı, onların yaşadığı sıkıntıları paylaştığımı ifade ediyorum. Öyle bir dönem yaşıyor Türkiye, bu da işin ayrı cephesi. Açın televizyon kanalını birisi bir konuda düşünce ifade ediyor, o bitiyor bir başkası ifade ediyor, sabah, öğlen, akşam doktor reçetesi gibi. Manzara bu. E muhalefet hiç sesini çıkartmıyor. Ne yapalım? Yani Kızılay’da don, gömlek bağıralım mı, dolaşalım mı değerli arkadaşlar. Medyası bu, özgürlük ortamı bu. Sıkıştırılmış bir toplum, taraflaştırılmış bir toplum, yandaşlaştırılmış bir toplum. Bu toplumda biz anayasa tartışıyoruz, Türkiye’nin geleceğini tartışıyoruz.

TÜRKİYE’NİN BEKA SORUNUNUN TARTIŞILACAĞI BİR SÜREÇ MAALESEF İŞLEMEYE BAŞLADI

Şimdi daha bu işe karışanlar ortada yok. Siyasi ayağı ortada yok. Dokunma yanarsın. Öyle mi, öyle! Peki bu soruları sormayacağız. Bugüne kadar neler yapıldı? Yapılanlar ortada olumsuzları söyledim. Peki neler yapılmalıydı? Siyasi ayak üzerine nasıl gidilmeliydi? Neler yapılamıyor, neden yapılamıyor? Bu sorular cevapsız. Başkanlıkta başkanlık.

Değerli arkadaşlarım, bunlar tartışılıp demokrasi güçlendirilmeye çalışılacak iken birden bu başkanlık tartışmaları üçüncü muhalefet partisinin sürpriz çıkışıyla gündeme taşındı Türkiye’de. Sürpriz siyasi destek açıklamaları dedim. İktidar heveslisi olduğu bir süreci hemen sürpriz çıkış üzerine kullanmaya başladı hatırlıyorsunuz. Ve Türkiye’nin -demin de vurguladım tekrar da ediyorum, kafasına sokmak istemeyenlere karşı tekrar ediyorum- Türkiye’nin beka sorununun tartışılacağı bir tartışmanın süreci maalesef işlemeye başladı.

Şimdi bu tartışmalar şu eksende gidiyor bakacak olursanız. Mevcut Cumhurbaşkanının eylem ve fiilleri anayasal sınırların içine çekilmesi gerekiyor değil mi? Herkesin makul hukuk düzeninde tespiti bu, talebi de bu siyasetten. 14 Ağustos 2014 seçiminden itibaren bunu yaşıyor Türkiye bu tartışmayı. Birdenbire olay, bu üçüncü muhalefet partisinin sürpriz destek çıkışından sonra birdenbire olay anayasal çerçeve, mevcut Cumhurbaşkanının eylem ve fiilleriyle istek, arzu ve beklentilerine göre nasıl oluşturulabilir? Olay tersine döndü. Yani mevcut Cumhurbaşkanının fiil ve eylemleri anayasal sınırlar içine çekilmesi gerekirken, tam tersine bu fiil ve eylemlere nasıl hukuki süreç kazandırabiliriz, anayasal, hukuki süreç kazandırabiliriz? Tartışma buna çevrildi, evrildi öyle tarif edeyim.

Cumhuriyet Halk Partisi geçen hafta sonunda Ankara’da çok önemli bir toplantı yaptı. Yüreği pek, bazı cesur köşe yazarları ve kalemler bunu gazetelerinde köşelerine taşıdılar, yorumlarını yaptılar. Ben bu konuda gerçekten büyük çaba harcayan Sayın Bülent Tezcan’a da Genel Başkan Yardımcımıza da burada teşekkür ediyorum tekrardan. Ve burada ciddi görüşler ortaya kondu. Cumhuriyet Halk Partisinin anayasal vizyonu bir kere daha paylaşıldı toplumla ki, 2011 seçimlerine gitmeden önce bu hazırlıklarımız tamamdı, bir kere daha paylaşıldı. Yani parlamenter demokratik sistemi tahkim eden, güçlendiren, güçler ayrılığı ilkesini kurumsallaştıran, demokrasiyi cumhuriyetin üzerinde geliştiren tüm kavramları demokratik, özgürlükçü, sivil, katılımcı, kuruluş ilkelerini koruyan bir anayasa çerçevesinde Cumhuriyet Halk Partisinin nasıl ele alındığı ifade edildi. Değişik akademisyenler de, anayasa hukukçuları da başkanlık arayışlarının tonlarını, risklerini, Türkiye siyaseti üzerindeki olumsuz etkilerini ifade ettiler.

GETİRİLMEK İSTENEN SİSTEMDE YASAMA, YÜRÜTME, YARGI TEK KİŞİDE TOPLANMIŞ OLACAK

Değerli arkadaşlarım, şimdi kamuoyuna yansıyan bazı küçük paketçik bilgileri var. Bu paketçik bilgisinde, hep üçüncü muhalefet partisi diyorum; bizim değerli o partiye oy veren yurttaşlarımızla hiçbir sorunumuz yok, ülke duyarlılıkları konusunda tam tersine birleştiğimiz birçok husus var, yurtseverlik konusunda birçok husus var, Türkiye’nin bekası konusunda, Türkiye’nin bütünlüğü, birliği konusunda birçok hususta hiçbir ayrılığımız yok, ama bugün bunları çok ciddi tartışmamız gerekiyor. Türkiye bir dönemece geldi. Bir kavşak noktasında, bir tercih yapacak önümüzdeki dönem. Getirilmek istenen sistemde bakın, Cumhurbaşkanı bir ya da iki yardımcıyla beraber seçilecek başkan. Adı şu olmuş, bu olmuş tek kişi sistemi. Artı bu kişi aynı anda yasama organını oluşturacak olan milletvekilleri seçimleriyle birlikte seçilecek. Ve partisinin de başında o kişi ya da sorumlu. Dolayısıyla aynı gün kendisi seçildiği gibi kendisinin listeye koyduğu yasama organını oluşturan üyeler de seçilecek. Bir ayrı güç var mı burada? Yok. Bu yasama organı içerisinden yürütme seçilecek. Üçte biri böyle, üçte ikisi dışarıda. Dışarıdan atanan zaten tam biat eden kadrolardan olacak. Üçte biri de mecliste seçilenlerden olduğu için seçilenleri de o kişi yazdığı için biat kadrosu devam ediyor. Yasama tek kişide, yürütme tek kişide, yargı organlarının seçimi yüksek yargı organlarının. Orada da yarısını Cumhurbaşkanı atayacak, yarısını meclis belli bir turdan sonra belli bir çoğunlukla seçecek. Bu ne demek? Yasama organını sen oluşturdun, içinden çıkan yürütmeyi sen oluşturdun, yargı organlarının yarısını sen atadın. Meclisin seçmesi gerekeni de senin seçtiğin adamlar tarafından senin önerdiklerinden seçilecek. Yasama, yürütme, yargı tek kişide toplanmış olacak.

SONUÇ TEK KİŞİ İDARESİ, SONUÇ BASKI, SONUÇ TOPYEKÛN MACERA
Değerli arkadaşlarım; sonuç tek kişi idaresi, sonuç baskı, sonuç topyekûn macera, sonuç bir bilinmezlik, sonuç yaşadığımız coğrafyada eğilip bükülmelerle -BOP Eş Başkanlığı dönemini hatırlıyorsunuz- bölünmeye giden bir Türkiye. Federatif yapıya kavuşacak, gidecek bir Türkiye. Türkiye’nin bekasının tartışılacağı bir siyasi sonuç.

Peki biz ne istiyoruz? Bizim ne istediğimizi ifade ettim. Kurucu değerlere bağlı, özgürlükçü, güçlü sosyal devlet öngören, parlamenter sistemi esas alan, güçler ayrılığına dayalı. Demin anlattığım yasama, yürütme ve yargının birbirini denetleyebildiği tek kişinin iradesinde, idaresinde olmayan bir yapı. Denge ve denetleme mekanizmaları olan, güçlü ve bağımsız yargıyı kuran, özerk kuruluşlarını güçlendiren bir anayasa çatısını Cumhuriyet Halk Partisi her zaman dile getiriyor. Şimdi böylece güçlerin tek elde toplanmadığı, paylaşıldığı bir sistem öneriyor Cumhuriyet Halk Partisi. Etki ve güçlü yasama, denetlenebilir bir yürütme ve bağımsız yargı. Güçlerin aynı zamanda da uyumlu çalıştığı bir tahkim edilmiş parlamenter demokratik sistem. Cumhuriyet Halk Partisinin tezi de bu. Karşılığında da tek kişinin hezeyanlarına, hırslarına, isteklerine, tatminsizlerine teslim edilecek bir Türkiye. Nerede? 2010’lu, 20’li yıllarda dünyanın en nazik coğrafyasında varlık savaşı verecek bir Türkiye’nin tek kişiye teslimi.

TAVIR ALIN, KORKMAYIN

Değerli arkadaşlar, elinizi yüreğinize koyun. Sevgili yurttaşlarım, yurtseverim diyen, bu ülkede birlikteliği, kardeşliği, bütünlüğü savunan, “Türkiye’nin bekası olmazsa olmazımız” diyen siyaset erbabı, elinizi vicdanınıza koyun. İki seçeneği sunuyoruz size. Birinde macera, bilinmezlikler. Nasıl dalgalanabileceğini tahmin ediyorsunuz. Teslim olmuş koca bir ülke. Diğer tarafta birbirini denetleyen iç içe geçmiş güçlü demokratik, parlamenter bir sistem. Kişisel hak ve özgürlüklerin kurumsallaştırıldığı bir sistem. Demokratik, özgürlükçü bir kurucu değerlerine bağlı bir Türkiye Cumhuriyeti.

Değerli basın mensupları, demokrasiye ve cumhuriyete inanan tüm yurttaşlarımız, Türkiye’nin bekasına, birlik ve beraberliğine zarar gelmesini istemeyen tüm yurtsever insanlarımız, faşist ve otoriter yönetim anlayışının ülkeyi giderek yalnızlaştırmasına tepki gösterecek tüm demokratları hukuk devletinin yok edilerek, adaletin birkaç kişinin iki dudağı arasında hapsedilmesinin toplumu çökerteceğini gören tüm duyarlı insanlarımızı bu konuda tavır almaya çağırıyoruz. Tavır alın, korkmayın. Biz üzerimize düşen siyasi mücadeleyi yapacağız parlamentoda. Ne pahasına olursa olsun yapacağız. Tavır alın, susmayın, korkmayın, bu ülke sorunu, rejim sorunu, beka sorunu! Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri en kritik tartışma noktalarından birine geldi.

SORUN REJİMİ DEĞİŞTİRMEK İSTEYENLERİN ATACAĞI SON ADIMA KARŞI DİRENME SORUNUDUR

Değerli arkadaşlarım, evet ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Başkanlık ve tek kişi yönetimi arzusu değil sorun, karşımızdaki sorun çok yineledim ama devam ediyorum, sorun Türkiye’nin bekası sorunudur. Sorun Türkiye’nin çözülmemesi sorunudur. Sorun Türkiye’de rejimi değiştirmek ve Cumhuriyeti sonlandırmak isteyenlerin atacağı son adıma karşı direnme sorunudur.

Bu aşamada iktidar partisine bu yolda adım atmalarını kolaylaştıran üçüncü muhalefet partisi yetkililerine şu soruyu da sormak gerekiyor: Başından beri başkanlık sistemine karşı çıkan bu muhalefet partisi ne oldu da tabanlarının çok duyarlı olduğunu bildiğimiz, Türkiye’nin bekasının tartışıldığı bir pozisyona sürüklendiler siyaseten? Ne oldu? Bu soruyu sormak siyaseten hakkımız. Efendim hukuki durumu fiili duruma uyduralım. Unutmayalım, esas siyasi tavır konuşmamın bir bölümünde söyledim, fiili durumları hukuk içine çekme mücadelesidir. Esas mücadele alanı orasıdır. Yani günlük parti içi siyaset ihtiyaçlarınızı ülkenin bekasının tartışmaya açılacağı siyaset arayışlarını ve tavırlarını uzun vade de haklı ve kazançlı kılmayacağını bilmeniz gerekiyor. Uzun bir cümle oldu. Günlük parti içi siyaset ihtiyaçlarınızı ülkenin bekasının tartışmaya açılacağı siyaset arayışlarını ve tavırlarını uzun vade de haklı ve kazançlı çıkartmayacağını bilmeniz gerekiyor. Kendi işinizi kendi içinizde görün. Ülkenin bekasını tartışır pozisyona kendi iç sorunlarınızı taşımayın. Ciddi bir sorumluluktur. Bu benim tespitim. Darılma, gücenme yok.

Tüm yurtseverlere bu konuyu bu çerçevede bir kere daha değerlendirmelerini hatırlatmak istedim. Bu siyasi sorumluluğumuzu Cumhuriyet Halk Partisi olarak yerine getirmek istedim.

‘TÜRKİYE’Yİ BÖLDÜRTMEYECEĞİZ’ MİTİNGLERİNİN İLKİ 3 ARALIK’TA ADANA’DA YAPILACAK

Bu arada Cumhuriyet Halk Partisi parlamento içinde mücadelesine devam ederken olağanüstü hal uygulamasının tüm kısıtlamalarına rağmen sokakta da siyasi görevine devam edecek. 3 Aralık’ta bu meyanda Adana’da ‘Türkiye’yi Böldürtmeyeceğiz’ mitinglerinin ilki büyük bir katılımla 3 Aralık Cumartesi günü yapılacak. Bundan sonra halkımızı da her alanda elimizdeki imkânlarla, her türlü baskıya, kısıtlamaya, çarpıtmaya rağmen bilgilendirmeye devam edeceğiz. Umut ve tüm beklentimiz Türkiye’nin birlikte, bütün olarak tarih önünde tüm sınavları verdiği gibi bu ciddi sınavı da geçerek tarih önünde bir ve bütün, bekasını koruyarak yolculuğuna devam etmesi.
Evet çok teşekkür ediyorum. Sorularınız varsa kısaca alayım.

Soru- AKP sözcüsü Yasin Aktay’ın, siz de konuşmanızın başında bahsettiniz, kandırıldık ifadesi iktidar kanadından çok sık dile getirilen bir tartışma. Yasin Aktay’ın dün aksine bir ifadesi oldu. “Çok da kandırılmadık” dedi. Bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz?

Haluk KOÇ- Ona karar versinler önce isterseniz. Ben, kamu spotu olarak eğer değişiklik yapacaklarsa bütün televizyonlar emirlerinde kullanırlar, demin söylediğim gibi akla ziyan açıklamaları izlemekten ben yoruldum. Siyasetçi olarak yoruldum. Yani yurttaşların büyük çoğunluğunun da televizyon izlerken nasıl bir duyguyla boğuştuklarını da tahmin ediyorum. Arkadaşımız önce bir karar versin. Kandırıldı mı, kandırılmadı mı? Onu ben bilemem tabi öyle bir analiz yeteneğim yok. Önce kandırıldık dedi şimdi kandırılmadığını söylüyor. Eğer kandırılmadıysa bilinçli yaptıysa çok daha büyük bir suç. Suçun ifşasıdır, iş birliğinin ifşasıdır. Türkiye’yi darbe ortamına sürükleyenlere kol kanat germenin, yataklık yapmanın Fethullah terör örgütüyle yan yana durmanın, onlara devlet içinde yerleşiminin kolaylaştırılmasının ifşasıdır. Kandırılmadıysa. Açık bir itirafta bulunuyor.

Soru- Efendim görüşlerinizi belirttiniz yeni anayasa konusunda ama AKP ve MHP’den hala çağrılar gelmeye devam ediyor CHP’ye hem Başbakandan hem de Bahçeli’nin çağrıları vardı. Ayrıca diyorlar ki; gelin istemediklerinizi de söyleyin o masada olun çağrısı yapıyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Rejimle ilgili de rejim değişikliği değil, hükümet modeli değişikliği diyorlar.

Haluk Koç- İstediklerimizi istemediklerimizi söyledik. Ve bunları kendi basit siyasi penceremizden söylemedik. Türkiye’nin bekası, Türkiye’nin birliği, bütünlüğü açısından söyledik. Nasıl bir anayasa istediğimizi ifade ettik. Öz Türkçe konuştuk anlaşılabilir konuştuk. Şifreli konuşmadık, dolambaçlı konuşmadık. Ne getirmek istediklerini anlayabilecek kadar akıllıyız. Ve onu da çok net ifade ediyoruz. Tek kişi sisteminin neleri kapsadığını ve tarihin bu döneminde bu riskli coğrafya da Türkiye’yi nerelere sürükleme ihtimalinin olduğunu ifade ettik. Daha nasıl söyleyelim?

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.